Köşe Yazısı

YAVAŞLAMAYI DENEMEK!

Tarihe not düşmek ne kadar özel bir
şey… Bunun için tarihçi olmanıza da gerek yok
hem. Bu yüzden severim ben ajandaları.
Yıllardır ocak ayına yepyeni bir sayfayla
başlamak büyük heyecan verir bana. Önemli
notlarımı, çocuklarımın kurslarını, doktor
kontrollerini, okuduğum kitapları, gezdiğim
yerleri, … aklınıza ne geliyorsa akıllı
telefonumun not bölümüne değil de ajandama
kaydetmek en büyük vazgeçilmezlerimden biri.

Acaba tüm yıl nasıl geçecek, neler
yazacağım, son sayfama düştüğüm notla bu yıl
nasıl özetlenecek, hedeflerimin hangilerini
gerçekleştirebileceğim, beni neler mutlu edecek,
bu yıl okuduğum kitaplarla geçen yılı
geçebilecek miyim? Kendimle olan yarışımda bu
yıl hangi ben kazanacak?,… Merak ederim hep.
Zaman zaman açar okurum geçmiş yılları…
Instagram hikâyeleri gibi aynı, çok eğlenceli ve
vazgeçilmez…

Aylardan ocak, günlerden cumartesi,
ajandamı açtım ve güne notumu düştüm: ”Yılın
ilk karı! Mucize nedir diye sorarsanız karın
yağışını izleyin derim…“

Ben ona not düşerken, o da sayfanın
altında bir not bırakmış bana bugün okumam
için: ”Yavaşlamayı denemek için güzel bir
gün“… Yavaşlamak? Yavaşlamak da neydi?
Acaba nasıl yavaşlanabilirdi? Saatin pilini
çıkarmak olmamalıydı tabi. Neler yapılmalıydı?
Ya da yapmamalı,… İnanmazsınız günlerce
düşündüm. Cevabı olmayan sorular keyif verir,
çok kıymetlidir benim için. Özgürsünüzdür
düşüncelerinizde, kafanız karışır, neler neler
çıkar ortaya…

( Lütfen yazıya devam etmeden önce siz
de bir düşünün “İnsan zamanı yavaşlatabilir
mi?” fikir sahibi olmadan mantık yürütmek,
orijinal fikirlere ulaştırır. Cevaplarınızı merakla
bekliyorum…)

Yavaşlamak acaba sorumlulukları
gözden geçirmek, dinlenmek, ‘an’a
odaklanmak, kendine dönmek, zamanı
durdurmaya çalışmak falan mıydı? Ya da yanlış
sokaklarda mı geziyor, yanlış kapıları mı
çalıyordum ya da işime mi geliyordu bu
düşünceler yoksa istediklerim miydi bunlar?
Bilmiyorum… Ne güzel söylemiş Konfüçyüs:
“Hiçbir şey karanlık bir odada siyah bir kedi
aramak kadar zor değildir. Hele odada siyah bir
kedi yoksa…!”

Aslında düşününce yavaşlamaktan da
öte belki zamanın bile durduğu anlar…
Geçmesini isteseniz de bir türlü ilerlemek
bilmeyen dakikalar… Uzayan saniyeler var
insanın hayatında… Sizlerin de oldu mu böyle
zamanları?

Belki insan özlediğinde yavaşlıyor
hayat… Yavaşlamak tam olarak beklemek belki
de! Ya da ne bileyim belki de kavuşmak…

Sizi bilmem ama ben düşününce
sevmedim yavaşlamayı denemeyi…

Sanki zaman akarken onu izlemek bile
daha keyifli…

O kediyi karanlıkta aramak yerine, belki
de elimize bir fener alıp, karanlığı aydınlatmak
en güzeli…

Belki de bambaşka şeyler anlıyoruz
okuduklarımızdan, ne dersiniz?

Okuyan değil, anlam katan;
durdurmaya çalışan değil, akışına bırakan;
mucize arayan değil, karın yağışını izleyen;
siyahı değil, içindeki beyazı gören; kaybedince
kıymet bilen değil, yanındayken sımsıkı sarılan;
başkası değil, yarışı kendisiyle olan herkese
selam olsun…

Ayperi Neslihan Gök
Öğretmen

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir