Köşe Yazısı

UMUR BABA DAĞINA DAİR BAZI GÖZLEMLER

Gerek yok herşeyi sözle beyana,
bakışarak da anlaşıyoruz biz.
Ne zaman, tünellerinden trenle,
kuzeyinden karayoluyla Uşak istikametine
gitsem, Alaşehir’e, Kula’ya gelince Umur
Baba gözümün içine bakar durur…
Haksız da değil.
Murat Dağı’na, Hasan Dağı’na
misafir ol, Umur Baba’yı ihmal et.
Olacak şey mi.!
Onu küçük gördüğümden değil
elbet.
İhmalkarlığımdan.
Son günlerde, nerede bir dağ görsem,
nasıl çıkılabilir diye düşünür oldum aslında.
Ama sıra gelmedi bir türlü Ona.
Gözümün içine bakıp durması bundandı…

xxx

Nihayet geçen hafta ziyaret etmeye
karar verdim.
Erciyes, Ağrı hayalleri kuran Fuat
Ceylan Hocamla, Kula’nın son köyü Eroğlu
Göleti doğu sırtlarından tırmanışa başladık.
Meşe ve çalılıklarla döşeli, nemli
patikalarda, bülbüllerin şarkısı eşliğinde, sarı
çiğdemleri ezmemeye gayret ederk
yükseldik.
Gölet küçüldükçe, Gediz Nehri,
Yanık Yöre, Burçak Ovası, Söğütçayı,
ötelerde Yağcı Dağı radarına aldı bizi.
Birkaç oval tepeyi aştıktan sonra,
Kirazlı Çeşme’de nefeslendik.
Aşağılarda erken bahar, Oymalı
Göleti, Eşme Yaylası, gerilerde deve
hörgücüne benzeyen İnay Tepeleri, Ufukta
karlı Murat Dağı.
Kar lekeli son tepeyi de aşarak,
zirveye ulaştık.
Hava berrak. Üçyüzaltmış derce
güzellik.
Karlı Kumpınar, Kartal Kaya
zirvelerini bile görebiliyoruz.
Daha ne olsun.

xxx

Burası çok geniş bir alanın tek
yükseltisi (1555 m).
Geriden görüldüğü gibi değil.
Hiçbir şey geriden görüldüğü gibi
değil aslında…
Her yön açık.
Kar, tipi, rüzgâr o kadar hırpalamış ki
bazı yerlerde, derisini soymuş, kemiklerini
çıkarmış.
Kayalıklar.
Taş yığınlarıyla çevrili geniş düzlük.
Asırlık meşeler.
Yıldırım isabet edenler yerde,
diğerleri bekciliğini yapıyor zirvenin.
Yer yer, Kurtuluş Savaşı hatıralarını
yaşatan siperler görülüyor.
Ege kıyılarını Anadolu yaylasına
bağlayan, kara ve demir yollarını kontrol
eden, stratejik bir öneme sahip olan bu
mevkiler; işgal, igal yılları ve kurtuluşta
önemli olaylara şahitlik etmiş.
Cephe gerisinde, Akıncılar
bölgesinde, düşmanı oyalamak ve ikmal
yollarını tahrip etmekle görevli, Demirci
merkezli Milis kuvvetlerine, Ankara’dan,
cephane yüklü bir düşman treninin
Alaşehir’den Afyona doğru yola çıkacağı
haberi ulaşır.
Hızla hareket eden bir müfreze kolu,
Söğüt Çayını geçerek Umur Baba Dağı’na
ulaşır. Yolu, kılavuzu olmayan sarp
geçitlerden dağı aşarlar, dik sırtlardan
dikkatlice ilerleyerek derin bir vadi
üzerindeki uzun demiryolu viyadüğüne
yaklaşıp, saklanırlar.
Büyük bir gizlilikle, nöbetçi
değişimi sırasında köprü ayaklarına, mayın,
dinamit döşeyip geri çekilirler.
Köprüleri, tünelleri kontrol ede ede
gelen tren, geç de olsa sonunda gelir. Biri,
önde, biri ortada, diğeri arkada, üç
lokomotifin çektiği on vagonlu tren, lebalep
asker, cephane doludur. Köprü başında durur,
bir subay köprü üzerini gezerek kontrol eder,
geri dönüp, hareket emrini verir.
Umur Baba’nın gözü önünde
gerçekleşen olayın sonrası malum.
Büyük bir infilak, peş peşe
patlamalar. Ortalığı inleten gürültü. Vadiye
dolan köprü…

xxx

Düzlüğün Güney doğusunda
mezarlıklar da var.
Hiçbirinde yazı yok.
Sadece, ortadaki uzun mezarın
mermer taşında “Evliya Bekir Ali Hazretleri,
R. Fatiha” yazılı.
İçinde asırlık ağacının bulunduğu,
duvarla çevrili mezarın ise, Umur Bey’e ait
olduğu söyleniyor. Alaşehr’i Bizanslardan
almak için savaştığını bildiğimiz Umur Bey,
rivayete göre şehit olunca, iki askeriyle
birlikte buraya gömülmüş.
Umur Bey, Germiyan Beyliği
döneminin tarihi bir kişiliğidir.
Kütahya Arkeoloji Müzesi
Kitabesinde, eskiden medrese idi,
Medresenin Umur Bin Savcı tarafından 1314
‘te Alaşehir vergisiyle yapıldığı zikredilir.
Mezarı olduğu düşünülen kabirde
yazılı herhangi bir kanıt yoktur.
Gerçekten mezarı burada mıdır,
yoksa Alaşehir Savaşlarının bir hatırası
mıdır, “Bey” olarak askeri bir figürken, nasıl
“Baba” olduğu, dağın bu ismi ne zaman
aldığı konusunda doyurucu araştırmalara
ihtiyaç var.
Buralar yörüklerin yurdu.
Bugünkü dağınık yerleşim tablosu,
bu geleneğin kalıntıları. Eşmeli Yörükleri,
Şadiye Çeşmesi başında her yıl bir araya
gelerek, kekik kokuları arasında eski
geleneklerini yaşatmaya çalışıyorlar.
Burada birşeyler atıştırıp, dağın batı
kanadı yönünde Gemiciler Mahallesi
üzerinden Gölete ulaştık.

xxx

Köydeyiz.
Dağ yürüyüşümüz bitti. Ama
planımız bitmemişti
Yunusvari şiirleriyle, mutasavvıf bir
şair olan Eroğlu Nuri’nin kabrini ziyaret için,
derenin karşısındaki mezarlığa geçtik.
Bu bölümü planlamamızda, Op. Dr.
Sayın Muzaffer Yurttaş’ın gazetemiz
İstiklal’de “Bilinmeyi bekleyen bir bilge:
Eroğlu Nuri” yazısı etkli oldu.
Yol gösterici bir yazıydı kendisine
teşekkür ederiz.
Kabri bulduk. 2010’da bakımdan
geçirildiği anlaşılan, mezar, kayrakla çevrili.
Mezar taşında, eski yazıyla “ruhu
içün fatiha” yazılı. Başka da bilgi yok.
Eroğlu Nuri, tarihsel bir kişilik,
bunda şüphe yok.
Üç eseri yayınlanan, 1603’te
Finike’de vefât eden Eroğlu Nûri’nin
mezarının, Finike’nin kuzey-batı yönündeki
Turunçova’da, Alacadağ’ın zirvesine yakın
bir yerde olduğu da kaynaklarda
zikredilmektedir.
Peki ya buradaki mezar?
Mezarın burada olduğuna dair de bir
kayıt var.
Bursalı Mehmet Tahir, 20.yy.
başlarında, Eroğlu Nuri’nin, Kula ile Eşme
arasında kendi adıyla anılan Eroğlu
Köyü’nde gömülü olduğunu, Kula’da ve
Muradiye Kütüphanesi’nde eserlerini
gördüğünü kaydeder.
Acaba hangisi doğru?
Eroğlu Köyü Mezarlığındaki mezar
taşı onun burada olduğunu kanıtlamıyor.
Diyelim ki Onun gerçek kabri
Toroslar’da.
Peki neden bu köye Eroğlu adı
verilmiştir?
Neden mezarının burada olduğuna
dair kayıtlar vardır?
Eroğlu Nuri ile, Eroğlu Köyü
arasında bir bağ olmalı…
Ama ne?

xxx

Gün inmeye başladı.
Tekrar görüşmek dileğiyle, Umur
Baba ve Eroğlu Nuri’nin ruhaniyetlerinden
müsaade istedik.

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir