Köşe Yazısı Sağlık

Pandemi Süreci ve Doğal Yaşam

Ülkemizdeki ilk corona virüs vakalarının
görülmeye başladığı tarihden itibaren,toplumca
içine sürüklendiğimiz bu belirsizlik atmosferinde,
zorunlu çalışanlar dışında hayatımız genellikle
evlerimizde geçiyor. Sürecin devamında ise artan
hasta sayıları, ölümler ve karantina süreçleri
insanları farklı çareler aramaya doğru
sürüklemiştir. Zorunlu izolasyon yerini tercih edilen
izolasyona bırakmıştır. Örneğin; İnsanlar akın akın
köylere yada doğal alanlara doğru bir fırtına
başlattı. İlçemizinde doğasıyla ün yapmış köyleri
olan Allahdiyen, Çelikli, Gökköy ve Bahçecik gibi
yerleşim yerleri bu fırtına ile birlikte zirvede yerini
bulmuş oldu. Doğal yaşama artan talepler
doğrultusunda arsa ve bahçe fiyatları da artışa
paralellik gösterdi. Buradan hemen aklımıza şu
sorular gelebilmektedir.

Pandemi sürecinde neden doğal alanlara
akın başlamıştır?

Doğanın hastalıklar üzerinde nasıl bir
etkisi vardır?

Bunların yanı sıra birde aklımıza doğayla
insanoğlunun iletişimi geliyor, Doğayla nasıl bir
iletişim içindeyiz? Asıl söze buradan başlamak
lazım, doğa ile alışverişimiz nasıl ve ne kadar?
Araştırmalara göre doğa ile iletişimimiz üç türlü
olmaktadır.

Aktif kontak: Doğa ile direkt olarak iç içe
olmaları yanında parktaki çiçekleri seyretmek,
· Pasif kontak: Bir pencereden ağaçlara
bakma gibi doğayı sadece görme yoluyla
faydalanmak,

Çapraz kontak: Bu tür alanların yakında
mevcut olduğunun ve istenildiğinde
kullanılabileceğinin bilinmesidir.

İnsanların doğa ile iletişimi sonrasında
doğadan faydalanma boyutları ortaya çıkmaktadır
ve bu iletişim bununla birlikte daha da
kuvvetlenmektedir. Doğal alanlardan faydalanma
boyutlarımızı şöyle sıralayabiliriz.

Duygusal (ev ve iş ortamından
uzaklaşma, stresi azaltıp mutluluğu arttırma,
sessizlik ve sakinlik hissi),

Entelektüel (doğayı inceleme, çevredeki
doğal alanların tarihini araştırma, yeni ve değişik
yetenekler kazanma),

Sosyal (sosyal sınıflar arasındaki sınırları
kaldırarak kişiler arası iletişimi ve kaynaşmayı
destekleyerek doğal alanlarda insanlar ile daha
kolay tanışma ve ilişki kurma, sorumluluk hissi
geliştirme),

Fiziksel (temiz havada bulunma, kendini
daha canlı hissetme, bitkileri koklama ve
hissetme, kuş seslerini dinleme vb.)

Bilişsel (zihin yorgunluğunu azaltmak ),

Gelişimsel (özellikle çocuklarda daha
yüksek seviyede zihinsel aktiviteleri teşvik etmek)

Davranışsal (maceracı davranışları
desteklemek suretiyle kişilerin kendine güvenini
desteklemek) olarak faydalanıldığı tespit
edilmiştir.

Bu boyutlardan yola çıkacak olursak
kafamızdaki soruları daha da arttıracağız.

Neden tatillerimizi doğaya yakın yerlerde,
örneğin deniz kenarında ya da yeşillikler arasında
geçirmek istiyoruz?

Neden çoğu insan doğa manzaralı bir
evde oturmayı tercih ediyor dersiniz?

Neden doğal güzellikleri görmek için
binlerce kilometre kat edip başka şehirlere
gidiyoruz?

Neden yıllarca popüler yazarlar, hekimler,
mimarlar doğanın kendimizi iyi hissettiren bir etkisi
olduğundan söz etmiş?

Aslında insanda doğanın bir parçasıdır.
Hayatta kalmak için doğaya muhtaçtır. Nefes
almak için oksijene, içmek için temiz suya ve
doymak için doğadan temin etmesi gereken
gıdaya ihtiyaç duyar. Fakat insan varoluş
serüveninde kendisinin de bağımlı bir unsuru
olduğu doğayı imha etme gayretinde yol aldığı da
yadsınamaz.

Son günlerde ülkemizde artan orman
yangınları bunun apaçık bir örneğidir. Özellikle bu
zorlu Pandemi sürecinde, oksijen ihtiyacımızın çok
yoğun olduğu dönemde, ormanlarla birlikte yanan
sadece ağaçlar değil; başta sağlığımız, börtü
böcek, tabiat ve hatta ciğerimiz de yanıyor.

Harran Üniversitesi Fen Edebiyat
Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan
Akan; Bitkilerin, ilk insandan bu yana insan
hayatının ayrılmaz bir parçası olduğunu, bitkiler
denilince akla en önce oksijen geldiğini ve hayat
için gerekli oksijenin tamamı bitkiler vasıtasıyla
sağlandığını vurgulamaktadır.

40 kişinin bir saatte havaya verdiği
karbondioksiti yetişkin bir çam ağacı 1 saatte
oksijene dönüştürebiliyor.1 hektar çam ormanı
havadaki 36.4 ton tozu süzebiliyor. 1 hektar çam
ormanı yılda 30 ton oksijen üretebiliyor.

Bunun yanında araştırmalara göre bahçe,
park, orman, kumsal gibi doğal alanlarda vakit
geçirmek kan basıncını, kaygı ve stresi azaltıyor,
uykuyu düzenlemeye yardımcı oluyor, bağışıklık
sistemini güçlendiriyor. Ayrıca bu alanların,
obezite, kas ve sinir hastalıkları, diyabet, KOAH,
Astım hastalıklarında etkili olduğu bilimsel
araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır.

Doğayı uzaktan seyretmenin ya da doğanın içinde
bizzat bulunmanın bile etkileri o kadar kuvvetli ki,
doğa manzaralı resimlere bakmak bile fayda
sağlayabiliyor. İngiltere’de Kalp ameliyatı geçirmiş
160 hasta ile yoğun bakım ünitesinde yapılan bir
çalışmada, altı farklı tema içeren resimler
kullanılmış, üç ayrı doğa manzarası (açık yeşillik
alan, etrafında ağaçların) sıralandığı

1.grup; bir dere ve loş bir ormanlık alan,
2.grup; soyut resim,
3.grup; beyaz bir levha ve boş duvar.
Yapılan incelemenin sonucunda yattıkları
yerden ağaçlı dere resmine bakan hastaların diğer
resimlere bakanlara göre daha az endişeli olduğu,
oksijen ihtiyacı duymadığı ve daha düşük dozlarda
ağrı kesici almaya ihtiyaç duyduğu belirlenmiştir.

Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat
Fakültesi biyoloji bölümü öğretim üyelerinden Prof.
Dr. Fatih Satıl; denizin mavisi, ağaçların yeşili,
batan güneşin kızıllığı insan ruhuna dinginlik
verdiğini belirtmektedir.

Bunların yanı sıra doğal yaşam
alanlarında bulunan insanların, günlük ve iş
hayatlarında problem çözme becerilerinin de
geliştiği, daha cömert olduğu, daha fazla
sosyalleştiği dolayısıyla daha mutlu olduğu ortaya
çıkarken, doğal olmayan ortamlarda bulunan
insanların ise daha bencil, bireysel oldukları ve
hastalıklara daha çok maruz kaldıkları ortaya
çıkmıştır.

Bu arada sudan da bahsetmeden
geçemeyeceğim. Corona virus semptomlarının
giderilmesinde ve doğal yaşam aktivitelerini
sürdürürken oluşan su ve mineral kaybı
unutulmamalıdır. Bu konuda mineralli sudan
faydalanılabilir. Böylece, kaybedilen vücut suyu
yerine konulduğu gibi, artan kas ve hücre
metabolizması yeterli miktarlarda minerallerle
desteklenir ve yaşamsal önemdeki su-elektrolit
dengesi korunmuş olur. Yurtdışı seyahatlerinde su
istediğiniz zaman eğer belirtmediyseniz genelde
önünüze maden suyu gelir veya garsonun “gazlı
mı, gazsız mı?” sorusu ile karşılaşırsınız. Çünkü
Avrupa Ülkeleri ve Amerika’da maden suyu
tüketimi çok yaygın ve bu konuda yerleşmiş önemli
bir alışkanlık var. AB ülkelerinde yıllık kişi başı 150
litre olan maden suyu tüketimi Türkiye de yaklaşık
4 litredir.

Peki bütün bu doğal yaşamın ve doğanın
etkileyici gücüne rağmen neden bu kadar doğadan
uzağız?

Kent yaşamı ve yanlış kentleşme
politikaları beraberinde gelen yeşil yoksunu bir
çevre, çoğumuzun doğayla düzenli bir ilişki içinde
olmasına neredeyse olanak vermiyor. Binalar,
otomobiller, ofisler, alışveriş merkezleri,
yaşamımızda doğal ortamlardan daha fazla yer
kaplamaya başlarken, insanoğlunun doğayla olan
etkileşimi giderek azalıyor.

Yeşile yakın yerlerde olsak bile, iş
yaşamından ve koşuşturmadan doğaya çıkmaya
vakit bulamıyor ya da evde zaman geçirmeyi tercih
ediyoruz. Gürültüden ve trafikten uzaklaşmayı,
binalar arasından sıyrılmayı pek başaramıyor,
bazen de tercih etmiyoruz. Çünkü fark etmesek de
doğadan uzak kalmak bizi fiziksel ve ruhsal olarak
yoruyor, hatta çeşitli hastalıklara karşı riskli hale
getiriyor. Bütün bunlarda pandemi sürecinde
bizleri daha sıkıntılı bir duruma getirebiliyor.

Sonuç olarak; içinde bulunduğumuz bu
zorlu süreci daha az zararla atlatabilmek için
başımızı iki elimizin arasına alıp düşünelim.
Sağlığımızı ve refahımızı korumak için yapmamız
gereken doğayı ve sağladığı faydaları korumak ve
sürdürmek olacaktır. Nesiller boyu sürdürülecek
bir eğitimle, doğal yaşam dostluğunu geliştirecek
bir irade oluşturulmalıdır. Bilmeliyiz ki; pandemi
adeta doğayla ilişkileri konusunda tüm insanlığı
terbiye etmektedir.

Hayat hızla geçiyor, karanlığa
küseceğimize bir ışıkta biz yakalım. Amacımız
para, güç, şöhret, çıkar peşinde koşmak değil,
anlam peşinde koşmak olsun. Yani insanlığımızı
hatırlamak olsun. Sözün özü, yaşam felsefemizi
yeniden inşa etmek olsun.

Emine Aktaş
Uzman Hemşire

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir