Köşe Yazısı

KÜLTÜRÜMÜZÜN GÖZYAŞLARI

Herşeyi para olarak görmek de nedir?
Kültür ve sanat alanında duyarsızlık, ilgisizlik,
nemelazımlık, görmemezlikten gelme alışkanlığımız grafik
olarak zirve yaptı.
Bu vesile ile toplumdaki bozulmuşluk hızla/artarak
devam ediyor!
“Kültür ve sanatta geri kaldık” demek yetmiyor!
Bu konu “Devlet politikası” olması lazım.
Siz “Kültürümüzün gözyaşları”nı gördünüz mü?
Hissediyor musunuz?
Yoksa “Bana ne”cilerden misiniz?

“Bu kadar sıkıntı ve problem varken, kültür ve sanat da
neymiş!” demek duyarsızlığın diğer adı…
Durup dururken bunları niye yazdım.
Elbette toplumun daha önemli problemleri var!
Onları da dert edineceğiz…
Virüs belası ile mücadele edip; kurtulmak için gayret
edeceğiz.
Ekonomik sıkıntılarımız gün gelecek bitecek.
Deprem yaraları elbette sarılacak.
Ama bu kültürel bozulmuşluğu nasıl telifi edeceğiz?
Nasıl bu gençliğin/toplumun kültür seviyesini
yükselteceğiz?
Bilen varsa beri gelsin?

Osmaniye’den bir arkadaşımız yeni bir kitap
yayımlamış. Başka yazarlar da bütün imkânsızlıklara rağmen
eserler yazıyor, yayımlıyor ve okuyucu arıyor.
Kitabın 5 lira maliyeti var. Ama kargo gönderim ücreti
15 lira…
Devletin PTT Kargosu’nun kitap gönderim indirimi
vardı. Bir kiloya kadar 5 lira gönderim ücreti alınıyordu.
Bu uygulama da kaldırılmış!
Görevli arkadaş “Bu kampanya ile bundan sonra
günde en fazla bir kitap gönderebilirsiniz” diyerek
uygulamanın bittiğini ifade ediyor…
Peki yeni yayımlanan kitaplar okuyucusu ile nasıl
buluşacak?
PTT, “Kitap gönderim kampanyası”nı iptal ederek
neyi hedefliyor çok merak ediyorum. Tasarruf mu edecek?
Osmaniye’li arkadaşım “Kitabım okunsun diye sizlere
ücretsiz gönderebilirim. Ama PTT kargo gönderimini
öderseniz” diyor. Bu feryatı duyan olur mu acaba?

Aynı sıkıntı süreli yayınlar yani edebiyat ve sanat
dergileri için de geçerli…
Beş yıldır yayımladığım GÖNÜL ERİ isimli kültür ve
sanat dergimin önündeki en büyük engel “Abonelere gönderim
ücreti”
1000 adet derginin baskı masrafı 2500 lira, ama aynı
sayıdaki derginin PTT Kargo gönderim ücreti (Firmamın
anlaşması olduğu halde) 5700 lira… Derginin maliyetinin iki
katından fazla…
Böyle olunca son yıllarda yüzlerce dergi yayın
hayatına son vermek zorunda kaldı.

Sesimizi duyan var mı?
Sayın Cumhurbaşkanım,
Sayın Ulaştırma Bakanım,
Sayın PTT Genel Müdürüm,
Sizlere sesimizi nasıl duyuracağız?
Biz, yurdumuzun her yerinden kültür ve sanatımıza
katkı sağlamak ve hizmet etmek istiyoruz.
Akdağmadeni’nin Umutlu Köyü’ndeki Anadolu Kadını
Semiha Bacımın sesini, yazdıklarını, eserlerini dünyaya
duyurmak istiyoruz.
Turgutlu Sanayisinde işçi olarak çalışan Hasan
Kardeşimizin eserlerini ve yazılarını okuyucularına ulaştırmak
istiyoruz.
Sağlık çalışanımız Nilgün Hanım’ın, onca zorlu hizmet
alanı yanında yazdığı güzellikleri paylaşmak, dünyaya
mutluluk saçmak istiyoruz.
Birçok değeri, kaliteyi, sanatçıyı gün yüzüne çıkarıp
elinden tutmak istiyoruz.
İlkokul öğrencilerimizin yazdığı o güzel şiirleri ve
hikayeleri dergilerimizde, gazetelerimizde yayımlayıp onların
ufkunu açmak, kültür ve sanatımızı zirveye taşımak istiyoruz.
Biz, binlerce gönüllü ile hazırız.
Ama ne olur devletimizin de ciddi bir “Kültür
Politikası” olması gerekiyor!
Açıkçası şimdilik;
Kültürümüz ağlıyor!

Dün yolda karşılaşıp selam verdiğimiz, hâl hatır
sorduğumuz dostlarımız, arkadaşlarımız, komşularımız zaman
zaman aramızdan ayrılıyor.
Bir varmış, bir yokmuş misali!
Beşeylül İlkokulu’ndan Emekli Sevingel Yılmazkol
gibi… Eşi Ülker Hanım ile Altınordu İlkokulu’nda görev
yapmıştık. Bu süre içinde sık sık görüşüyor, hâl hatır
soruyorduk.
Sevingel Hocam ile unutamadığım bir hatıramı sizlerle
paylaşmak istiyorum:
Altınordu İlkokulu’nda Anasınıflarında görevli müdür
yardımcılığı görevini sürdürürken en büyük sıkıntımız
kayıtlarda öğretmen seçimi idi. Bilhassa siyasilerin
müdahalesi ile mecburi bazı öğretmenlere kayıt yaptırılıyordu.
O gün zamanın milletvekili Cengiz Üretmen aradı ve
-Gündüz Hocam, ben Cengiz Üretmen, şu anda
Ankara’dan Bolu’ya doğru gidiyorum. Senden bir isteğim
olacak.
-Buyrun Sayın Vekilim….
– Bizim partinin köy delegelerinden …’nin kızı varmış,
onun kaydını yapıp şu öğretmene vermeni istiyorum!
-Sayın vekilim bu benim görevim. Kurallara uyarsa
kayıt yapmak ve velilerimizin isteklerini yerine getirmek… Bu
basit bir iş için sizleri niye rahatsız ediyorlar?
-Olur mu Hocam? Biz vatandaşın işini yapacağız,
sonrasında vatandaştan oy isteyeceğiz.
-Hayırlısı olsun Sayın Vekilim… Size hayırlı yolculuk.
O gün bu yaşadığım olaydan az sonra Sevingel Hocam
odama geldi. Hoşgeldiniz dedikten sonra ‘Birşey isteyecek ama
isteyemiyor gibi’ bir tavrı vardı.
-Gündüz Hocam, sizden bir isteğim olacak ama…
-Ne demek Öğretmenim, buyur; sürekli olarak
siyasilerin işlerini yapıyoruz, bir de bir öğretmen
arkadaşımızın işini yapmak bana mutluluk verir.
Memnuniyetle..
-Benim oğlu Özgür’ü buraya kayıt ettirmek istiyorum..
-Elbette, şu formu dolduralım…
-Ama bir isteğim daha var! Şu öğretmen olabilir mi?
-Elbette olur, ilk defa torpilsiz, baskısız bir iş
yapmanın, görev ifa etmenin huzuru içindeyim…
….
Sevingel Hocam şaşırmıştı… Bu kadar kolay olacağını
düşünmediğini daha sonraları sohbetlerimizde ifade etmişti. O
günden sonra daha iyi dost olmuştuk kendisi ile… Geçtiğimiz
perşembe günü vefat ettiğini öğrendim. Eşi Ülker Hanım’a ve
çocukları ile sevdiklerine başsağlığı dilerim. Allah rahmet
eylesin…

Böylesine bir dünyada; yaratılış gayemize uygun bir
şekilde yaşamak en büyük hedefimiz olmalıdır.
İnsanları siyasi veya etnik kökenlerinden dolayı ayrım
yapmak doğru değildir.
İyi insan-kötü insan diye ayrım yapabilirsiniz.
” Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak
isteyen toplumlar önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve
daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdur.”
Çalışmak, yorulmak, üretmek…
Yaşadığın çağa imza atmak,
İnsanlığa hizmet etmek,
Bunları dert edinenlere ne mutlu!

Biz başarmak için yollardayız. Başarısızlık kendini
küçük görenlerindir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir