Uncategorized

KRALLAR, HÜKÜMDARLAR, BAŞKANLAR ( 4 ) “BÜYÜK İSKENDER”

Uzaklardan gelen ılık rüzgarlar denizin tuzlu kokusunu taşıyorlardı. Belinden yukarısı çıplaktı. Yalın ayaklarıyla çayır otlarını eziyor ve durmadan bıkıp usanmadan koşuyor, arada bir sıçrıyordu. İlkbahar ışıkları uzun ve dalgalı saçlarını altın rengine çevirmişti. Kanat çırpan bir kuş gibi özgürdü, sonsuz mavinin derinliklerine ruhunu bırakmak istiyordu. Sıçradığında altın renkli saçları sırtını yumuşacık okşuyordu. Kollarını açmış koşuyor ve koşuyordu, kendini duygularına teslim etmişti. Mutluydu.

Kral Philippos ağaçların arasında gizlendiği yerden sessizce oğlu Alekssandros’u izliyordu. O da mutluydu. Kral’ın bir işaretiyle oğluna getirdiği hediyeyi salıvermişlerdi. Alnında beyaz bir akıtma olan siyah bir at, karga kanadından daha siyah. At hızla Alekssandros’a doğru koştu. İkisi birlikte koşuyorlardı. Sanki çok öncelerden birbirlerini tanıyorlardı. İkisi birlikte uçup gitmişlerdi. Bugün başlayan bu birlikteliğin neyin başlangıcı olacağı ve ne kadar zaman süreceğini ikisinin de bilmesi mümkün değildi.

Kral oğluna doğru yaklaştı. Atı beğendiğini anlamıştı. Oğlu’da adı ‘’Bukefalos’’ olsun dedi. Kral’’ buradaki eğitimin ve çalışmalarının sonuna geldik, her şey çok iyi, çok bilgilendin, çok savaş oyunlarını öğrendin artık eve dönme zamanı ‘’dedi . Bu insanın bundan sonraki hayat evresi burada başlamış oldu. Bu yolda nerelerden geçileceğini, nerelere varılacağını, bilmese de çocukluğunda babasının yüksek yerlere çıkarıp hedefinin güneşin doğduğu yer anlamına gelen Anatolıa olmalı dediğini biliyordu. Kendisi de ‘’Kesin bildiğim bir şey ben yazgıma doğru koşacağım, aslında koşmaya başladım. Bilmediğim ise yazgımın beni nereye götüreceği ve nerede sona ereceği’’ diyordu.Bu yolda tarih bakalım neler yazacaktı.? Ancak kesin olan şu ki bu yol BÜYÜK İSKENDER’İ yaratacaktı.

İskender’in çocukluktan beri dört arkadaşı vardı, bütün zamanları bu arkadaşlarıyla beraber geçiriyordu. Ata binmeleri, aslan avları, savaş oyunları, eğlenceleri, tartışmaları ve sanat çalışmaları daima birlikteydiler. Kral bu çalışmaları yeterli bulmuyordu. İskender’e üstün bir öğretmen gerekliydi. Hekim Nikomakhos’ un oğlu, Platon’un en ünlü ve parlak öğrencisi Assos’lu (Behramkale) Aristotales’i sarayına davet etmişti. Eğitim için özel bir şehir ve ev seçilmişti. Burada katı bir disiplin olacaktı.

Aristo, kurşuni gözlü, geniş alınlı, bıyıklı ve sakallıydı. Yanında iki genç öğrencisiyle gelmişti. Birisi Edebiyat üzerine çalışıyordu. Diğeri ise Zooloji ve Botanik üzerine çalışıyordu. Aristo yanında bir hediye getirmişti, İlyada ve Odysseia eserini okumasını istemişti. Bu eserde bir kişinin, yani Monarşinin. Bir zümrenin yani Oligarşinin karşısında demokrasi yönetiminin yurttaşlara ait olduğunu anlatmak istemişti. O dönemde ‘’Mısır’da, Pers’lerde ve Makedonya’da sadece bir kişi özgürdür oda kraldır.’’ Diye yazmıştı.

O dönemin filozofu Aristo öğrencisi İskender’i şöyle anlatmıştı.’’İçinde iki doğa vardı. Engin kültüre ve doymak bilmeyen meraka sahip, şarkı söylemeyi, resim yapmayı bilen trajedileri ezbere okuyan gençle, O barbar ve ateşli savaşçı özelliği çatışıyordu.’’ Eğitimi boyunca dört arkadaşlarıyla beraber yaşadıkları evde, kütüphane ve çalışma odası, müzik ve drama çalışmalarının yapılacağı küçük bir tiyatro. Resim ve heykel atölyesi .Kil ve balmumu, kalay, bakır, gümüş gibi metaller heykel ve dökümler yapımında kullanılmak üzere bulunuyordu. Bitki ve hayvanları sınıflandırmak için özel bir dolap ve ayrıca hazırlanmış ilaçları korumak için bir ecza dolabı bulunuyordu.

İskender’i eğitmeye gelen Aristo veda ederken ‘’Senin gerçek bir insan olmana yardımcı olduğumu düşünüyorum. Sen asla bir Makedon olamazsın, bir Yunan da olamazsın. Sen yalnızca İskendersin. Öyle de kalacaksın. Sana çok şey öğrettiğimi düşünüyorum şimdi kendi yolunda yürüyeceksin’’ demişti. İskender, Büyük İskender olmak için idealini gerçekleştirmek üzere doğuyu ülkesinin sınırları içine katarak, batı medeniyetiyle birleştirip yeni bir dünya medeniyeti yaratmak üzere yola koyulacaktı.

Otuz beş bin kişilik ordu Çanakkale boğazını geçerken denizler tanrısına kurbanlar kesildi. Truva’ya varıldığında Akhilleus’un (Aşil) mezarı ziyaret edildi. Kurbanlar kesildi. İda dağları yamaçlarından Lydia başkenti Sardes’e gelindi. Perslerin egemenliğindeki Sardes çatışmasız teslim oldu. Efes ve Milet’ten sonra Halikarnasos’a ulaşıldı. Burada direnişle karşılaşıldı . Kale uzun zaman alınamadı. Hayvanların gücüyle çalışan burgu mancınık kullanılarak kale surları delindi ve şehir teslim alındı. Karia ,Likia, Pısıdia,Frigia,Kappadokıa, Kilikia fethedilerek güney Anadolu geçildi. İskenderun şehrini kurdu. İssos savaşı sonrası Anadolu’daki iki yüz yıllık Pers egemenliği son buldu.

İskender güney yolculuğun devam etti. Mısır’a girdi. İskenderiye kentini kurdu. Suriye ve Irak’ı Mezopotamya ve şehir devletlerini aldı. Perslerin komşusu Ahameniş devletini İssos savaşıyla yıktı. Artık Anadolu nun tamamı, Mısır, Suriye,Irak,İran Makedonya imparatorluğunun sınırları içindeydi. Yeni yol Afganistan ve Hindistan dı. Buralardaki savaşları çok yorucu zor geçti. Askerleri bıkıp usanmıştı isteyenleri memleketlerine gönderdi. Yerel insanlardan asker aldı bu durum ordusundaki dengeleri etkiledi. On üç yıldır beraber olduğu atı Bukefalos bu savaşlarda ölmüştü. İmparatorluğun başkenti olarak düşündüğü Babil’e döndü.

Adriyatik denizinden Afganistan’a kadar uzanan imparatorluk zamanın ikincisiydi. İskender’in yetişme tarzı ve dünya’ya bakışı, savaş taktikleri konusundaki zekası halen tartışılmaktadır. Ülkesinden çok uzaklarda ordu’yu bir arada tutmak kolay değildi. İyi bir konuşmacı, etkileyici beden dili önemliydi. Çevresindeki dört general çocukluk arkadaşlarıydı. Ordu çok disiplinli ve özel donanımlıydı. Falanks sistemi o dünyada bilinmeyen bir düzen olunca bu farklılığını çok iyi değerlendirdi. Askerleri çağdaşlarından çok eğitimli ve donanımlıydı. Sarissa denilen dört metrelik mızrakların önünde karşı güçlerin dayanması zordu. Arkalarında yer alan süvarilerde bitirici darbeyi yapıyorlardı. ‘’Sarissa’lar örs, Süvarilerde çekiç’’görevini yapıyorlardı.

İskender hiçbir savaşta mağlup olmadı. Tarihçiler bir kraldan çok bir savaşçı, tam bir asker olarak değerlendirmişlerdi. Bütün savaşlarda yanında mimar, mühendis, bilim insanı bulundururdu. Günümüzde askeri akademilerde savaşları ve taktikleri ders olarak okutulmaktadır. İskender, çağdaşlarından farklı olmasının karşılığını bulmuştu. Anlatılanların iki bin iki yüz elli yıl önce gerçekleşmesi değerini arttırmaktaydı. Otuz üç yaşındayken Babil ‘de bu dünyadan göçüp gitmişti o günkü dünyaya damgasını vurarak, Aristo gibi bir filozofun öğrencisi olarak, BÜYÜK İSKENDER olarak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir