Uncategorized

İLHAN İREM

Savaşlar dışında dünyamızı  etkileyen  toplumsal olayların en kayda değer dönemi altmışlı ve yetmişli yıllar oldu. Başlangıçta bir  gençlik hareketi gibi görünen olaylar daha sonra toplumları derinden sarsan ve dönüşümünü sağlayan bir hal almıştı. Başta emekçiler olmak üzere, gençleri, sanatçıları toplumun her kesimini etkileyen bir kültür hareketi oldu.68 kuşağının romantik, ütopik  anlayışı sanata etkisiyle de kendini göstermişti. Sanat alanında da bir başkaldırı tabulara ve dogmalara karşı bir özgürlük hareketine dönmüştü. Gençler  siyasi iktidara  karşı dururken anlayışlarını sanat alanında da  şarkılarıyla, türküleriyle, oyunlarıyla, hikayeleriyle yeni bir dönemi başlatmışlardı. Amaç bu araçlarla toplumun aydınlanmasını sağlamaktı.

İlhan İrem bu dönemin insanıydı. 1955 yılında Bursa’da mütevazi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. ‘’Anneannemi çok seviyordum. Çok güzel bir sesi, mavi gözleri vardı. Kucağına yatıp yıldızları seyrederdim. Kulağıma şarkılar söylerdi. Hiç duymadığım, bilmediğim şarkılar. Bende O’na eşlik ederdim. Sen farklısın, sen sanatçı olacaksın derdi.’’Belki de böyle başlamıştı müzik hayatı. Henüz on dört yaşındayken Liseler arası müzik yarışmasında grubuyla birinci olunca romantik müzik hayatı başladı.

Sesi hüzünlü şarkılara çok uygundu. Toplumdaki kargaşa ve çalkantılara karşı yumuşak sesi ve dinginlik veren şarkılarıyla duruşunu sergilemişti. Kendini bir yıldız değil de sıra dışı  biri olarak tanınmasını istedi. Öyle yaşadı hayatını. Sanatçılar şarkılarında duydukları yada yaşadıkları aşklarını  şarkılara dökerken ilk aşkı Eski Türkiye İşçi Partisi genel başkanı Mehmet ali Aybar’ın kızı Güllü Aybar ilham kaynağı olmuştu. Ama bu yaşadığı çok dalgalı, fırtınalı aşkın ardından gelen duyguları ve sitemleri şarkı sözleri haline gelince unutulmaz olmuştu. Halen daha belleklerdeki yerini korumuştu.

Birleşsin bütün eller şarkısında özlediği dünyayı ne güzel anlatıyordu.’’Bir dünya olsun ki barışta. Sevgiyle  aşkla dolu. Bir dünya olsun ki insanları hepsi birer melekten. Her tarafı çiçeklik.  En yüce duygu  kardeşlik.  Çağlayan pınarlardan fışkıran hep mutluluk.  Karanlıklardan sıyrılmış her zaman hür ve aydınlık.’’ Yaşadıklarını en güzel kelimelerle şarkıya döken İ.İrem ‘Yazık oldu yarınlara’’şarkısında sevgisindeki ve hayatındaki hayal kırıklığını anlatıyor.’’Hatırlar mısın bilmem , yıllar geçti üstünden. Yağmurlu bir akşamdı, söyledim sevgimi ben. Belki yağmurdu bilemem süzülen gözlerimden. Utanmış kızarmıştın, kaçmıştın sözlerimden. Yarınlar yarınlar bizim demiştin, yazık oldu yarınlara, yazık oldu yarınlara. Avunurum anılarla, hani nerde ümitlerim. Hepsi  sanki bir rüya.’’

Aşk acısını, ayrılığı, yaşadıklarını nasıl hissettiyse öyle anlatabilir  sanatçılar, yazarlar. Duygularını anlatacak kelimeleri farklı olabilir. Ama her zaman bu kadar güzel anlatılmaz dediklerimiz olmuştur. İşte o duygulardan ‘’Sen gök kuşağı kadar güzelsin, rengarenk ve az sonra gidecek görüyorum. Ve ben yağmurlar altında bir yolcu. Islak yorgun tutkulu. Yürüyorum ve sensiz ben yolumu bulamam. Konuşamıyorum.’’ Artık iyimser olmaya çalışıyor, içinde yaşadığı durumdan çıkmak istiyor.’’Kendimi esir aldım. Çalmadı telefonlar. Alışırım sanmışım yüreğimde sancın var. Gel etme nazlı güneş, sensin gönlüme eş. Beni biraz anlasana, anlasana. Sensizliğin acısını sen nereden bileceksin.Sen hiç sensiz kalmadın ki. Mevsimleri saymadın ki. Ölürüm aşkına yar. ölürüm diyar diyar ,biraz beni anlasana. Ooof sarıl bana. Beni biraz anlasana. Ancak hayat bir yandan sürüyor yaşadığımız gerçekler kendimizde kalıyor. Bir yerlere   yazılarak. Nihayet bir gün kendimizle konuşuyoruz. İ.İrem’de öyle yapmış.’’Sensizde yaşanıyor gittiğin gün hayat bitti sanmıştım. Gittiğin gün ölümü yaşamıştım. Gittiğin gün zaman durdu sanmıştım. Meğer ben yanılmışım.’’

Sanatçıların vazgeçilmez  çalışmalarından olan konserlerden birisini Ankara’da gerçekleştirmişti. Konser sonunda sarı saçları beline kadar uzanan dünya güzeli bir kız, konserden çıkarken eline bir kitap tutuşturdu ve kalabalığın arasında kaybolup gitti. İçinde ne isim ne adres sadece bir cümle yazılıydı.’’Sözcüklerin büyütülmesinin bazen sessizlik olduğunu ve neşenin büyütülmesinin bazen gözyaşları…’’  ‘’ O kısacık sürede hissettiğim duygu, çevremdeki herkesten çok farklı göründüğü idi. Yıldızlığı, popüler kültürü sorgulamaya başladığım seksenli yıllar..kaçmak istediğim sessizliğin çağrısı gibiydi. Kırk gün sonra İstanbul’a dönüşte  bir magazin gazetesine verdiğim röportaj sırasında elimde o kitap vardı. Magnafantagna’nın ölümü..Kitabı bana veren kızla evleneceğim dedim.Üç yıl sonra bir Ankara konserinde yine gördüm o kızı. Daha önce saniyelerle gördüğüm halde hemen tanıdım. Asistanıma söyledim ve kulise davet etmesini istedim. Sessiz, sakin büyülüydü. Adını ve teflonunu aldım. Ertesi gün Gölbaşında yürüdük. Bana rüyasını anlattı. Elimdeki kitapla röportajı görmüş. Başka bir şey konuşmadık. Soğuk Ankara’yı ve sessizliğini hatırlıyorum. Gürültü ve patırtının dışına çıktığım zamansız bir masal gibiydi. Sevgilere, insanlara  güvenim eriyordu. O çok masum, çok farklıydı. Yıllar yılı kimselerin bilmediği telefon sırdaşım oldu. Türk ve dünya edebiyatının edebi ve felsefi cephesinde okumadığı kitap izlemediği film yok gibiydi. Sürekli bir yürek çarpıntısıyla yol arkadaşımı buldum. Ona aşık oldum. O da aynı duygular içindeydi. Ama ikimizde susuyorduk. Artık her şeyi paylaşıyorduk. Anlamsız bir dünyada, anlamsız insanlarla, anlamsız koşulları bırakıp, bambaşka bir yolculuğa çıkmaya karar verdim. Işık yürekli insanlar için birlikte cennetimizi kuracağım insanım Hansu İrem’di. Onunla başka boyutlarda tanışıyorduk. Sadece ailelerimizin bulunduğu bir törenle İda Dağları’nda evlendik.’’

12 Eylül sonrası  siyasi iklimin yarattığı karanlık dönem arabesk kültür ve diğer olumsuzluklardan dolayı müzikten  uzak kalmayı düşünerek inzivaya çekildi. Kendi içinde iç dünyasına derin yolculuklar yapmaya karar verdi.

O filozof bir sanatçıydı. Düşünen ve düşündüğünü söyleyen. Topluma karşı görevleri olduğunun farkındaydı. İçinde yaşadığımız durumu  şöyle anlattı.’’Ne bağırıyorsun? N’oluyor? Sabah akşam evimizin içinde senin bağırtılarını duymak zorunda mıyız? Ne istiyorsun? Derdin ne ? Atatürk’ü aldın, ışığı aldın, sevgiyi aldın, vicdanı aldın, duyarlılığı, estetiği, bilimi, sanatı gülüşleri, en başta özgürlüğü aldın. Yetmedi, dağları, denizleri, ormanları, madenleri aldın. Kuzeyi, güneyi, doğuyu  aldın.Her yeri her şeyi aldın. Hayatlarımızı, mutluluğumuzu, geleceğe dair umutlarımızı, Adaleti, haklarımızı, parklarımızı, meydanlarımızı, sokakları  ,şehirleri, gençleri, kadınları, çocuklarımızı, öğrencileri, öğretmenleri, emekçileri, hakkını arayanları aldın. Orduyu, okulları, Sünnileri, Alevileri. Kürtleri böldün. Elindeki bir hızarla daldın kardeşliklerin ortasına…………………………..

Ne dersen sineye çekiyor bu millet, ne yapsan peşinde ,daha ne istiyorsun.Daha ne verebiliriz sana  canımızdan başka…….’’

Tabutu Türk bayrağına sarıldı.Atatürk Kültür Merkezinde tören yapıldı.Aşiyan mezarlığına defnedildi.Böyle vasiyet  etmişti.Gönüllerde ve kalplerde yaşayacak………. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir