Köşe Yazısı

”HİÇ KURUMAYAN GÖL”

Gaygaiya,her günkü gibi sakindi,Süt beyazı rengiyle günü
keyifle karşılıyordu. İçindeki ve çevresindeki sazların
kuruyan yaprakları,ılık sabah rüzgarının etkisiyle ince
bir inleme sesiyle titriyorlardı. Sazların arasında ve çevredeki
otlarda gizlenmiş yuvalardan yavru kuş sesleri güneşin kendini
göstermesiyle yükselmeye başlamıştı.Yeşil su bitkileri
yaprakları üzerinde akşamdan kalmış su damlacıklarından bir an
önce kurtulup güneşin tadını çıkarmak istiyorlardı. Gün gölün
yüzeyini tamamen aydınlatmıştı. Gök yüzünde açlıklarını
gidermek için çığlık çığlığa ötüşen kuşların dansları bir hayli
ilginçti. Bazen gölün yüzüne doğru bazen de sonsuz gökyüzüne
doğru uçuşları günün güzelliğini daha da arttırıyordu.

Avlanmaktan dönen sandallar süzülerek geliyordu
kıyıya. Bekleyen çocuklar merakla bakıyorlardı babalarının
yüzlerine.Her gün çok fazlaca yorulmadan avdan dönen
balıkçılar sadece eskiden kazandıkları tecrübeyle kendilerine
güvenli bir şekilde kıyıya ulaşmışlardı.Kıyıya atıkları balıklar son
bir çabayla ağızlarını ve solungaçlarını kıvranarak açıp
kapatsalar da bekleyen çocukların ellerindeki kargıdan örülmüş
sepetlerle buluştuklarında hayatlarının son anlarını
yaşamaktaydılar. Artık suya dönmeleri imkansızdı.

Akşam olduğunda bakırdan yapılmış ve kalaylanmış bir
tavada kızgın zeytinyağı içinde pişirilecek balık yemeği bilinen en
eski besinlerdendi. Bakır Mezopotamya medeniyetlerinden
miras kalmış metaldi.Bakır varsa kalayda vardı. Küçük pencereli
ve kerpiçten yapılmış evlerinin üzeri sazlarla kaplanmıştı.
Topraktan yapılmış kandillerin içinde zeytinyağı bulunuyordu.

Fitilin yakılmasıyla odalar aydınlanıyordu.Ev içinde yiyeceklerin
konulduğu kiler vardı. Kilerde buğday. arpa, altın sarısı
üzümlerden elde ettikleri şarap,pekmez,sirke bulunuyordu.
Zeytinyağını kadınlar krem olarak da kullanmaktaydılar.

Gaygaiya gölünün çevresindeki küçük tepeciklerdeki
yerleşim yerine kendilerine göre doğudan ve birazda yüksekte
olan Maionia’dan (Menye, Gökçeören) gelmişlerdi.Yaklaşık
3000 yıl önce. Şimdiki Gölmarmara gölünden söz ediyorum.İlk
adı Gygaie olarak bilinirdi. Daha sonra Gyges gölü
denilmişti. Diğer bir adı da Tanrıçayla alakalı Koloe’dir. Marmara
adı ise Helen dilinde mermerin çoğulu olan Marmaron’dan
gelmektedir. Halikarnas balıkçısı da Gaigaia olarak söz etmişti.

Antik çağın ünlü tarihçisi Homeros, İlyada Destanında;
Truva savaşlarını anlatırken savaşta cesurca dövüşen ama ölen
bir askerin baş ucunda askere bakarak konuşan Akhillus (Aşil)
şöyle diyordu.

”Yıkıldın Otrynteusoğlu.
Erlerin en kahramanı ve en korkulusu
Burada oldu ölümün
Oysa sen Gygaie gölünün kıyılarında doğmuştun.
Orada babanın toprakları vardı.
Balığı bol Hyllos ırmağının orada
Burgaçlı Hermos ırmağının kıyılarında”(Burada Hyllos
ırmağı; Gördes çayı yada Kum çayı.Hermos ise Gediz nehri dir.
Homeros bu destanı MÖ 800 de gerçekleşen Troya savaşlarını ve
tarihin gidişatını değiş_ren olayları anlatır.Latinlerin Anadolu’ya
ilk gelişleridir.Ama destanda konumuzun kahramanı Gygaie ‘den
de söz etmesi ilginçtir.

Uluslar arası Ramsar sözleşmesi sulak alanların koruma
altına alınmasını amaçlamaktadır. Marmara gölü maalesef bu
kapsam dışında kalmıştır.Göl çevresi tarım alanlarından
kaynaklanan, göle tuz sızması ve çevresindeki köylerden akan
kanalizasyon atıklarından dolayı.Günlük yaşantımızda sazlık
veya bataklık diye bilinen sulak alanlar barındırdıkları canlı
toplulukları açısından büyük öneme sahiptirler. Müthiş bir
ekosistemleri vardır. Yeşil bitkiler, Kurbağa ve solucandan balık ve
kerevitten, kuşlardan,tilki ve kurtlara kadar bir besin zinciri
oluşturmaktadır. Ayrıca canlıların beslenme ,barınma ve üreme
alanlarıdırlar. Sistemin insana sağladığı önemli bir ekonomik
desteği de bulunmaktadır. Gölün sazlıkları ve otları üzerinde
Tepeli Pelikan,Mahmuzlu Kız Kuşu, Paşbas Pakta,Alaca Balıkçıl
kuşlarının üreme alanıdır.Elmabaş Patka ve Kılıçgaga kuşlarının
kışladıkları yerdir. Karabataklar,yaban ördekleri,yaban kazları,
Üveyik, Güvercin, Kumru, Kerkenez, Çalıkuşu, Saksağan,
Kuzgun, Kırlangıç,Leylek,Sığırcık,gibi kuşlarla bunlar üzerinden
beslenen etçil hayvanların korunması nedeniyle üreme
mevsimlerine göre avlanmaları yasaklanmış􀆨r.

Marmara Gölü çevresinde Hacıveliler, Kılcanlar,
Yeniköy, Taşkuyucak,Kemerdamları, Pazarköy, Tekelioğlu,
Yaraşlı, Dibekdere, Kestelli köyleri bulunmaktadır.Köylerin
geçim kaynakları tamamen gölün nimetleri üzerindendir.
Balıkçılık, hayvancılık, sebzecilik, meyvecilik.Bu yörede sulu ve
kuru tarım yapılmaktadır.Eskiden beri gölün suyu çekildiğinde
mevsimlik ve kısa zamanda hasadı yapılan ürünler ekilirdi.Bu
çekilme sırasında pamuk ve kavun, karpuz tarımı birinci sırada
yer alırdı. Özellikle kavun ve karpuz ciddi bir ekonomik değer
katmaktadır.Almanya ve Hollanda başta olmak üzere ihracat
yapılmaktadır.

Son zamanlarda bölgenin önemli geçim kaynakları
arasına giren Ekolojik tarımda gelişmiştir.Bu yöredeki öncü köy
Tekelioğlu’dur. Bağcılık, pamuk, susam, meyve,bakliyat,kapari
gibi ürünler Almanya gıda şirketi Rapunzel’le analaşma yapılarak
ihracat yapılmaktadır. Son zamanlarda kurutulmuş sebze ihracı
da gerçekleşmektedir. Rapunzel şirketi köylüleri tarımla ilgili
eğitirken, Almanya’ya da köylüleri götürerek gelişmelerini
sağlamaktadır. Rapunzel 2008 yılından bu yana ihraç aracı olan
her konteynır için çam ağacı dikme kampanyası düzenlemiştir.
Son yıllarda göl çevresi zeytinliklerle dolmuştur.

Bilinen en eski avcılık olan balıkçılık göl çevresi
köylerin önemli bir geçim kaynağıdır.Marmara gölünde;
endemik türlerden Sazan avlanır.Ayrıca Sudak,Has Kefal türleri
de avlanmaktadır. Avlanma Kooperatif aracılığıyla
olmaktadır.1979 yılında günde 800 kg balık tutulmuştu.
Günümüze doğru günde 150-200 kg civarındadır.1987 yılında
yeni bir kooperatif kuruldu.O dönemde günde 500-600 kg balık
tutulmuştu. Marmara gölü doğal halindeyken yılda 300 tona
yakın balık avlanmıştı.Gölde su seviyesi yükseldikçe balık da o
oranda arttıyordu. 1963 yılında toplam 963 ton balık avlanmıştı.

Günümüze gelirken suyu çekilen gölle birlikte
balıklar ve kuşlar ve bölgedeki ekosistem içindeki bütün
canlılarda çekilmektedir.Yazımızın başlığını Lidyalılar koymuştu.
”HİÇ KURUMAYAN GÖL” demişlerdi.Gölün yanı başında
yükselen Tümülüslerde yer Lidya kralları Giges, Alyattes,
Sadyattes mezarlarınızdan kalkın bakın bakalım kurumayan
gölünüz ne durumda.Tmolos dağları eteklerinde yer alan
Akrapolden bakın bakalım gölünüz ne durumda?En çok onlar
üzüleceklerdir. Mezarlarının Marmara gölü çevresine
yapılmasıyla çok farklı düşünceler vardır. Tümülüslerin binlerce
yıldır ayakta kalmasının nedeni mezar tabanlarına uzunca
zaman kil dökülmüş ve su ile zemin betonlaştırılmıştı. Su
Marmara gölünden alınmıştı.

3000 yıldır var olan bu Göl ekosistemini yok etmek
için uğraşan insanlık. Sistem içindeki yer alan tüm ekonomik
girdilerin yanı sıra canlıları da yok etmenin hesabını hiçbir
dünyada veremeyeceklerdir.Gölü besleyen Gördes çayı üzerine
barajın yapılması, Demirköprü barajı üzerinden gelen sulama
kanalının Ahmetli regülatörü aracılığıyla göle suyun
gönderilememesi. Bozdağlar dan akıp gelen bir çok derenin
sularının göle gönderilememesi.Gölü ve etrafında içinde
yaşayan canlıların yok edilmesi bu dünyada işlenen en büyük
kötülüktür. Bir plan mı bilinmiyor ama çekilen suyun arkasında
bıraktığı arazileri paylaşan köylülerin yanı sıra büyük bir kısmını
siyasi gücü olanlar tarafından kapatıldığı ve tarıma açmak için
uğraştıkları söyleniyor.Jeotermal kaynak araştırması yapıldığı
söyleniyor.

Resmi yazışmalar bırakılarak derhal Gördes barajı
suyu göle ulaşmalıdır.Ahmetli regülatöründen su aktarılmalıdır.
Salihli halkı ve göl çevresindeki köylüler gölümüze sahip çıkalım.
Çevrecilerin çabalarına ve Gema vakfının çabalarına destek
verelim. İzmir Büyükşehir Belediye başkanının çabalarına destek
verelim.

Adı binlerce yıl önce konulmuş olan ”Hiç kurumayan
göl” olan bu muhteşem ekosistem yok olmasın.Sonsuza kadar
yaşasın.

One Reply to “”HİÇ KURUMAYAN GÖL”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir