Köşe Yazısı

GİRDAP

Açlık, çözümü çok kolay olmasına rağmen insanoğlunun
asırlardır çözemediği aşısını bulmak istemediği bir garip
hastalık…

Önce sorunun ne olduğunu anlamamız gerekiyor,fakiri değil zengini
doyuramadığımız için açlık bitmiyor, bunun için en zengin insanın tek derdinin
bir yazlık bir yat daha almak, en fakir olanın tek derdinin kiradan çıkıp kendi
evini almak istemesi sorun değil…

zengin bir yazlık bir yat daha alma derdindeyken, en fakir karın tokluğu için
çalışıyorsa bu bütün dünya için bir sorundur!

“Zenginlerin sınırsız lüks ihtiyacı, fakirlerin ise sınırlı yemek ihtiyacı vardır.
Fakirler de karnını doyurmak için zenginlerin lüks ihtiyacını karşılamaya
çalışır.” diyen Adam Smith sorunun temelini çok net ortaya koymuştur.

Herkesin karnı tok olursa sınıfsal sorunlar da ortadan kalkmış olur ,
dedikten sonra sizlere Knut Hamsun’ın “Açlık” kitabını tavsiye
etmiş olayım, kitabı okurken lütfen Ülkemizde her gün 5 milyon
ekmeğin çöpe gittiği gerçeğini de aklınızdan çıkarmayın…

Açlık sadece fiziksel bir kavram değildir, küçükken başı bir kez olsun
okşanmamış, takdir denen duyguyu hiç tatmamış, sevgiyi hissedemeden
büyümüş, sevgi açlığı çeken insanlar sürekli güven sorunu yaşadıklarından
olsa gerek hayatı başkalarına zindan etmek konusunda ustalaşmışlardır ,
çünkü en doğruyu en iyiyi en güzelini yalnızca kendilerinin bildiklerine dair
inançları tamdır, en iyi yaptıkları başkalarının yaşam enerjisini parazit gibi
sömürmek ve doğru kişileri canından bezdirmekten ibarettir.

Sevgi açlığı kişiyi yaşadığı topluma uzaklaştırmakla kalmaz
değerlerine yabancılaştırır kişinin kendisine olan saygısını azaltarak bitirir.

Çocukken doyurulmayan bu açlık kişinin ileri yaşamında sendelemesine
neden olur.

Çocukken sevgi ile büyütülmüş ve ileri yaşamında herkesi kendi gibi
zannetme gafletine düşüp iki cümleye kendini telef edenler için hayatın ironisi
yoksa acımasızlığı mı demek gerekir karar vermek zor !

Çağımızın bir diğer hastalığı bazılarında az bazılarında çokça ama
bütün insanların sahip olduğu bir duygu durumu ilgi açlığı.

Kişide özgüven eksikliği varsa açgözlülüğe dönüşüp tehlikeli
boyutlara ulaşabilir..

Sevgi, saygı v.s gibi duygu kavramları kişinin kendi içinde yoksa
sürekli bu ihtiyacını karşısındaki kişiden alarak yaşamaya çalışırlar.

İyi bir ruh emici oldukları için asla kendileri olamazlar.

İlgi açları,anlaşılabilme, hissedebilme anlayabilme duygusu yerine, anlık
ilgi görme hevesine kapılıp mutsuz ve karamsar bir döngünün içinde ama
dünyanında  kendi etraflarında döndüğünü sanarak hayatlarına devam
ederler, sosyal açlıkla eşdeğerdir.

Sevgi ve ilgi açlığı yanında lüks açlığı daha göreceli bir durum , sonradan
görmeliğe kapılmadan ince zevklere sahip olmak kaliteli bir kişiliğin
göstergesidir , belli bir yaşam çizgisi olan , zevki için bir yaşam tarzı
geliştiren birinin alışkanlıkları bir başkasına lüks gelse bile
bu takdir edilecek bir durumdur..

Fakat belli bir donanıma sahip olmadan yetersiz bilgi ve kıt kültürle,
rafine edilmemiş zevklerle tuhaf olan her şeyi moda sanıp gereksiz
taklitlerin esiri olunacaksa yerin dibine sokulası bir durumdur.
Sizi nesneye dönüştürecek olan bu durum lüks açlığıdır.

En can yakanı ise bazen bir kelime gelir zihninizin ortasına çakılır
kalır günlerce bekler söküp atamazsınız..

Bazen bir kitabın sayfalarında kaybolur karanlık çöker
yolu bulamazsınız.

Gün gelir izlediğiniz bir filmin içinde dalgalara kapılıp kıyıya
ulaşamazsınız

“Evdeki perdeleri bile anlatasım vardı” diyen Didem Madak’ı her geçen
gün daha iyi anlar aynı dili konuşabileceğiniz kişilere açlık duyarsınız.

“Çünkü anlamak ortak bir dil gerektirir. Ortak dil ise ortak yaşam / ortak
bilgi / ortak birikim / ortak düş kimi yerde, ortak düşüş demektir” diyen
Ferid Edgü’nün dizelerine başınızı koyarsınız…

Özlem ruhunuzdan gözlerinize iner ve dinmez…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir