Köşe Yazısı

“GEZME KÜLTÜRÜ…”

Her şeyin olduğu gibi “gezme”nin de
bir kültürü var. “Gezme Kültürü” kitapları bile mevcut.
Gezmeyi seven var sevmeyen var.

Sevenlerin de gezme biçimleri farklı
farklı. Kimi yalnız gezmeyi sever, kimileri
toplu. Bazısı özel aracıyla çıkar yollara,
bazıları turları tercih eder.

Yaşadığı şehirde dolanıp duranlar
olduğu gibi, özellikle “Z kuşağı” arasında
hostel konaklamalı, dünya turuna çıkanlar da az
değil.

Mekân tercihleri gibi, amaçlar da
birbirine benzemez pek. Konfor takılanlar,
salaş mekânlara bayılanlar. Uyumaya
gidenler, uyanmayı düşünenler.

Toplamaya gidenler, boşalmayı
düşleyenler. Herkesin kendine özgü
bir gezme stili, kültürü var.

Çok gezenlere, Evliya Çelebilik
yakıştırılır kültürümüzde.
Bu bir övgü müdür, çok gezenlere
ironi midir bilinmez.

Bilinen şu ki, Evliya Çelebi nitelikli bir
gezgindir. Onu, “gezme yapan” insanlardan
ayıran da, “nitelikli gezgin” olma özelliğidir.

Nitelikli bir bir gezgin nasıl olunur,
nitelikli gezmenin ölçütleri var mıdır, gibi
sorular üzerinde düşünülmesi gerekir.

Nitelikli bir gezmenin ilk şartı nedir
diye sorulsa, “yolculukta, gözlerimizi yanımıza
almayı unutmamaktır” derim ben.

Dünya meşgalesi.
Güncelin harala gürelesi.
Gözümüzü yanımıza almayı
unutturuyor. Kör kör yola çıkıyor,
kör kör geziyor, göremeden dönüyoruz.

“Frig Vadisi” gezilerim esnasında,
“Kırkgöz Köprüsü’yle göz göze gelince fark
ettim gözümün yarısını yanıma almayı
unuttuğumu.

Köprü, kırk gözüyle bana öyle bir bakış
fırlattı ki, kendimi uzaydan inmiş bir yaratık
gibi hissettim. Keskin bakışları altında ezildim.
Hele aniden tepesinde beliren bir baykuşun,
gözlerini patlatıp, kafasını aşağı yukarı
hareketle, uzun uzun bakıp, şaşakalması yok mu?

Onlar bana şaştı, ben onlara. Belliki çok
uzun süredir insan görmemişlerdi.
Şaşkınlığım biraz geçince, serencamını
düşünmeye başladım Kırkgöz’ün.

Bir zamanlar altından çok sular akmış, bu
asırlık köprünün belli…
Sultan ve Emir Dağları arasındaki ovadan
geçmek isteyenler, buradan geçmek zorundaymış.

Kuzey-güney istikametinde dörtyüz metre.
Güney yarısını, Bizans Hükümdarı I.
Manuel Kommen 1150’de inşa etmiş, kuzey yarısını
da Kanuni Sultan Süleyman Mimar Sinan’a
yaptırmış. Ayrıca, Mimar Sinan, abdest almak için
suya erişen merdivenler, bir de Musalla ( Namaz
kılınacak küçük bir mekân) eklemiş köprüye.
Merdivenleri hala duruyor.

Haçlılar, Bizanslılar, Selçuklular,
Osmanlılar, Kurtuluş Savaşında Türk Ordusu bu
gözlerin üzerinden yürümüş geçmiş.

Ben de yürüdüm, geçtim siyah beyaz taş
döşemelerin üzerinden.
Ne hikmetse bir zamanlar altından akıp,
Eber Gölü’ne dökülen “Akarçay”, yatağını
değiştirmiş.

O yatağını, yollar güzergâhlarını
değiştirince çoktandır yalnız, ıssız, yolcusuz
kalmış. Baykuşlar nöbette. Örümcekler pusuda.
İçli, çağrışımı zengin bir Anadolu türküsü canlanıdı
zihnimde: “Bülbül gitmiş baykuş konmuş gel hele
Ben ağayım ben paşayım diyenler Kapıları
kitlemişler gel hele…”

Bozkırda o kadar yalnızlar ki…
Birisi gelsede dertleşsek diye
bekleşiyorlarmış sanki.
Kırk bir kere maşallah, hala gözleri de
zihinleri de açık. Kırkgöz bütün dikkatiyle
gözlerini tekrar bana dikti.

Göz göze geldik…
Her halde bir şey söyleyecek diye
düşündüm. Söyler miydi?

Gaston Bachelard’ın “Mekânın Poetikası”
nda, Rilke’den yaptığı bir alıntı geldi aklıma.
Şöyle diyordu Rilke;

“Birden karşıma lambasıyla bir oda
çıkıverdi, içimde neredeyse ellerimle
dokunabileceğim bir oda. O anda o odanın bir
köşesiydim ama pencerenin kepenkleri varlığımın
farkına varıp kapandı.”

Rilke’den öğrendim ki her varlığın bir gözü
varmış. İnsanın farkına varırmış.
Kırkgöz ile baykuş beni öyle bir fark ettiler
ki benim de gözümü açtılar.
Bereket versin Rilke’nin pencereleri gibi
kapatmadılar kendilerini.

Gözümün içine, ta derinlere bakarak
konuştular. Bak yabancı, dediler.
Gözünü aç. Olaylara tek gözle bakma. Yanılırsın.
Bizim gibi, en az kırk gözle bak.
Unutma.
İnsanlar eski insan değil, en az kırk tedbir
al. Gözlerini evde unutma, ama fazla da
güvenme onlara. Akıl gözünü, kalp gözünü
de ekle, öyle bak varlığa.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir