Köşe Yazısı

“ERGUVANLAR GEÇİP GİTTİLER BAHÇELERDEN…”

Haziran, Üniversitelerde mezuniyet
törenlerinin yapıldığı bir aydı.
Yüz yüze eğitimin yapıldığı
zamanlarda, mezuniyet törenlerinde sevinç
ve hüzün bir arada yaşanırdı.
Pandemi dolayısıyla iki dönemdir,
ne yazık ki bu heyecanı yaşayamıyor
öğrencilerimiz ve aileleri
Anlatılmaz, yaşanırdı o heyecanlar,
güzel hatıralardı.
O günlere dair izlenimlerimi
anlatmaya çalışacağım bu yazıda.
Yeni mezunlarımıza ithaf olsun.

xxx

Mezuniyet günleri.
Çayınızı yudumlarken “Hocam
dört yıl ne de çabuk geçti, anlayamadık”
derdiniz.
Ben de Muhibbi’den bir beyit
okurdum size.
” Ol sa kumlar sağı ş ınca
ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir
sâ’at gibi”
Anlayabildiğim kadarıyla
açıklardım.
“Kum saatinin içindeki kumların
çokluğuna aldanmayın, yavaş da düşse
bir gün gelir biter, zamanınızı iyi
değerlendirin”, derdim.
Hak verirdiniz.
İlk yıl ürkek ürkek dolaşırken,
ikinci yıl kendinize benzeyen, kalıcı
dostlar edindiniz.
Üçüncü yılda, zamanın ne de
çabuk geçtiğini fark edip, sınav ve
istikbal planları yaptınız.
Son sınıfta da KPSS’den başınızı
kaldıramadınız.
Nihayet.
Konuştuğumuz gibi zaman hızla
geldi geçti.
Mezun oldunuz.
Yeni bir hayatın kapısına
dayandınız.

xxx

Dört yıl boyunca, sakin Anadolu
şehrinin yokuşlarında, bekar evlerinde,
yurtlarında, kantinlerde, pazarında,
market, bakkal ve manavlarında, garaj,
berber, terzi ve hastahane ortamlarında
unutulmaz hatıralar bıraktınız.
Derslerde, sınavlarda size ömür
boyu yetecek anılar biriktirdiniz.
Sevinçler…hüzünler yaşadınız.
Farklı arkadaşlar tanıdınız.
Adını daha şimdiden
hatırlayamadığınız, yada hiç
unutamayacağınız hocalarınız oldu.
Kimileriyle göz teması bile
kurmadan mezun oldunuz.
Kimileriyle bol bol selfi
çekildiniz.
Kimileriyle de dertleştiniz.
Tekrarında fayda var.
Eğer, her konuda bizlerin iyi bir
tarafını görmüşseniz alın onu.
Kötü tarafımızı görmüşseniz
ondan da uzak durun.
İnsanın kendini inşasında, çok işe
yarar diye düşünüyorum.

xxx

Hatırı sayılır çok ortak anılarımız
oldu sizlerle.
Sabah ilk dersleri unutmak
mümkün mü?
Uykulu gözler.
Kahvaltısız sabahlar.
Görünüşte dinlemeler.
Nefes nefese yetişmeler.
Geç kalmalar.
“Hocam girebilir miyim? “
“Geç bakalım” der Hoca.
Ve MÖ. 4. binden kalma Sümer
tabletlerinden, bir öğrencinin anı
notlarından söz açar.
“Sabahleyin erkenden kalkarım,
kahvaltımı eder, şugabbamı yapar, tablet
evine giderim, geç kalmak
istemiyorum…”
“Bakın çocuklar… altı bin yıl önce
Sümerli Çocuk bile geç kalmazdı…MS.
21. yüzyılda bir insan nasıl geç kalır…”
Gülüşmeler.
Gülüşmeler.
Sabah ilk derslerin anıları
unutulmaz…

xxx

Kendime refleksiyon yaparak,
dönüp baktığımda şunu görüyorum.
Sizlere, “öğrenci milleti” gözüyle
hiç bakmadım.
Her birinizi farklı, orjinal ve
zengin bir dünya olarak gördüm.
“Her şeyi en iyi ben bilirim”
iddiası taşıyanlara, hep tebessüm
etmişimdir.
Sokrates’in, “neyi bilip
bilmediğimi biliyorum” sözü.
Hz. Ali ve İmam-i Azam’a
atfedilen “bilmediklerimi ayaklarımın
altına koysanız, başım arşa değerdi”
deyişleri, tevazuya çağırır insanı.
Öğrenmenin ölünceye dek devam
eden bir entelektüel süreç olduğu akıldan
çıkarılmamalı.
Bu bağlamda, her birinizden çok
şeyler öğrendiğimi söyleyebilirim.
Galiba hep öğrenci kalmalı insan…

xxx

Nihayet üniversite eğitimi bitti.
Mezuniyet töreni faslı da biter.
Ayrılık zamanı gelir, çatar.
” En zor “ anlardır, herkes için.
Her mezuniyette aynı duyguları
yaşatırlar.
Tek tek ya da grup, grup girerler
odaya. Kimi de ailesiyle.
İlk yıllardaki O toy çocuk gitmiş,
olgunlaşmış, hakkı hukuku özümsemiş,
insan olmanın erdemlerini tatmaya
başlamış, geleceğe dair endişelerine
rağmen, donanımlı, hayata atılmaya
hazır, özgüvenli gençler vardır
karşınızda.
Sanki mezun olmakla suç işlemiş
gibi, yarı mahcup bir eda ile:
” Hocam hakkınızı helal edin, her
şey için teşekkür ederiz, emeğiniz var,
Allah razı olsun” dediklerinde.
Göz göze gelemezsiniz.
Ne söyleyeceğinizi bilemezsiniz.

xxx

Eğitim sürecinin en yalın, en
doğal, en insani hali “o an” yaşananlardır.
Gerisi formaliteden ibarettir.
Bir yüreğe dokunamadan geçip
gidenler anlayamaz bu duyguları.
Bu sahne.
Alelacele gelip geçiveren
erguvanları hatırlatır.
Hilmi Yavuz’un “Erguvani
Şiirleri” sarar benliğinizi
” Erguvanlar geçip gittiler
bahçelerden geriye sadece
erguvanlar kaldı.
Bahçelere özenecek ne vardı?
işte tenhâ her yanımız, hep tenhâ…”

Yolunuz açık olsun…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir