Köşe Yazısı

‘’Çerkesler Uzun Süre Karadeniz’den Balık Bile Yememişler’’

Kafkas Dernekleri Federasyonu Salihli Temsilcisi
Bülent Örs ile Konuştuk.

1.Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Bülent Örs. Baba tarafım Alaşehirli, anne tarafım Salihlili. İlkokula Kırveli’de başladım. Eğitim süresi içerisinde Salihli Lisesi’nden mezun oldum. Sonra Ege Üniversitesi Kimya Fakültesi Kimyagerlik Bölümü’nden mezun oldum. Yaşamım ağırlıklı eğitimcilik olarak geçti. Bu süreç içerisinde özel okul, özel dershane ve rehabilitasyon merkezinde hem işletmeci hem öğretmen olarak çalıştım. 2009 yılında eğitim olayına son verdik. Şimdi yaşamıma iş güvenliği uzmanı olarak devam ediyorum.

Eğitim hayatım bittikten sonra Salihli’ye yerleştim. 1984 yılında evlendim. 2 çocuğum var. Birisi Sine, diğeri Aytek adında. İkisinin isimlerini de Çerkesçe koyduk. Sine gözüm anlamına geliyor. Aytek ise öncü ol, önündekini geç anlamında. Kızım diyetisyen, şu an Ankara Medipol Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Oğlum Elektrik Elektronik Mühendisi. İtalya’da yüksek lisans yaptı, şu an İtalya’da çalışıyor. Eşim emekli bankacı. 30 yıl dershanecilik yaptım. Eğitime yürekten inanan biri olarak görev yaptım. Bu süreç içinde çok sayıda öğrencim oldu, öğretmenliğin hazzını onlarla yaşadım. Türkiye dereceleri yapan öğrencilerimiz oldu. Bu başarıları görmek insanı mutlu ediyor. Eğitimde biz bunu doya doya yaşadık.

Emekli olduktan sonra Açık Öğretim Fakültesi İnsan Kaynakları Bölümü’nü bitirdim. Daha sonra yine Açık Öğretim İktisat Fakültesi’ni bitirdim. Burada amacım sadece bilgi birikimimin artmasını sağlamaktı. Başka bir beklenti için okumadım. Şu anda zamanım daha bol olduğu için ortalama haftada bir kitap okuyorum. Ciddi bir kütüphanem var. Saymadım ama 1500-2000 civarı kitap vardır. Okumak eskiden beri hayat tarzımdır. Yaşantımızı bu şekilde sürdürüyoruz.

2.Büyük Çerkes sürgünü ve Çerkeslerin Salihli’ye yerleşmesi nasıl ve hangi şartlarda gerçekleşmiştir?

Çerkeslerin anavatanı Kafkasya, özellikle Kuzey Kafkasya. Çarlık Rusya’sı emperyalist bir ülke. Sürekli olarak büyümek istiyor. Önce Kırım’a saldırıyorlar, Kırımı hallettikten sonra yönünü Kafkasya’ya çeviriyorlar. Fakat Kafkasya Osmanlı kontrolünde gibi. Gibi kelimesini şunun için kullanıyorum. Osmanlı İmparatorluğu o dönem Kafkasya’yı kendi sınırları içinde görüyor ama Çerkeslerin bundan haberi yok. Yönetiminde herhangi bir Osmanlı Paşası yok, Osmanlıya vergi vermiyorlar, yani herhangi organik bir bağ yok. Osmanlı ile Ruslar arasında olan savaşta Osmanlı yenilince 1829’da Edirne Anlaşması gerçekleşiyor. Bu anlaşmada Osmanlı Kafkasya’yı Ruslara bırakıyor. Bu anlaşmadan sonra Ruslar Kafkasya’yı yönetmek istiyorlar fakat Çerkesler bunu kabul etmiyorlar. Bu mücadele yaklaşık 30-35 sene savaşarak devam ediyor. Tabi Çarlık Rusya’sı, Çerkeslere göre daha gelişmiş bir toplum. Hem insan sayısı hem de askeri teknoloji olarak. Çerkeslerin düzenli birlikleri yok. Şeyh Şamil önderliğinde gelişen bir birliktelik var. Ama bu birliktelik uzun süre devam etmiyor. Özellikle Şeyh Şamilin teslim olmasından sonra da dağılıyor.

Bu süreçte Osmanlı ile Ruslar arasındaki görüşmeler sonucu Osmanlı, Çerkesleri kabul edeceğini bildiriyor. Bunun neticesinde Çerkesleri Osmanlı topraklarına sürgün ediyorlar. Bu sürgün hem karadan hem denizden gerçekleşiyor. Osmanlı topraklarının bulunduğu her yere Çerkesler gidiyor. Benim baba tarafım Bulgaristan tarafına gidiyor. Anne tarafım da Selanik, Serez’e gidiyorlar. O dönem Balkanlar barut fıçısı. Osmanlı toprak kaybettikçe oralardaki Çerkesleri Anadolu’ya sevk ediyor. 1876 Tersane konferansında Çerkeslerin Balkanları terk etmesi kararı çıkıyor. Böylece Balkanlardan ikinci bir göç dalgası başlıyor. Önce İstanbul’a geliyorlar. İstanbul’a gelen Çerkesler direk İstanbul’a alınmıyor. Şu anki Çerkezköy’ün bulunduğu yerde toplanıyorlar. Zaten Çerkezköy de adını buradan alıyor. Baba tarafım Alaşehir’e yerleşiyor. Bir müddet sonra Yunanistan’ın kaybedilmesi ile anne tarafım da Salihli’ ye geliyorlar. O dönem Osmanlı’da Muhacirin Komisyonu varmış. Bu komisyon daha sonra Muhacirin-i İslami Komisyonu Alisi olarak isim değiştiriyor. Osmanlı göç işini bu komisyon ile organize ediyor. O zaman bir köye en fazla 30 hane yerleştiriyorlarmış. Bu yüzden gelen akrabalarımız Kırveli, Süleymaniye, Eldelek, Kele, Adala’ya yerleşiyorlar. 21 Mayıs 1864 Rus-Çerkes savaşının bittiği kabul edilen gün, Çerkesler tarafından ‘’Çerkes sürgününü ve soykırımı anma günü, Şigomafe (Yas günü) olarak kabul edilir.

3. Adetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

Çerkeslerde hiçbir zaman mahkeme olmamış. Khabze (Abze) diye adlandırdığımız adetler var. Bu adetlere göre toplum yönetilmiş. Bu ihtiyar heyeti gibi bir kuruluş oluyor. Bunlara Thamade (Tamade) diyoruz. Thamade toplum tarafından saygı duyulan kişi anlamına gelir. Mesela Türkiye genelinde düşünürsek, Cumhurbaşkanı Thamadedir. Yerelde düşünürsek belediye başkanı Thamadedir. Mahallede düşünürsek muhtardır, evin içinde düşünürsek dededir, babadır. Sözü geçen kişi anlamındadır. Diyelim toplum kuralları dışına çıkan bir kişi olduğunda, bu kişiler tarafından uyarılır. Buna rağmen uymuyorsa köyden gönderilir. Bu gelenek yüzyıllardır bu şekilde uygulanmış. Türkiye’ye geldiklerinde de aynı şekilde devam etmiş. Her ailede sözü geçen büyük vardır ama bu yaşça büyük olması anlamına gelmiyor. Olayın özelliğine göre Thamadelik değişebilir. Örneğin düğün için bir Thamade vardır. Bütün düğün organizasyonu ona aittir. Buradaki mantık, işi bilen insanın Thamade olmasıdır. Bu gelenek dozu azalarak da olsa hala devam ediyor. Tabi eskiden herkes köyde oturuyordu, herkes birbirini tanıyordu. Kentleşme arttıkça bu ilişkiler kısmen zayıflıyor.

Her toplumda olduğu gibi adetlerimizin yelpazesi oldukça geniştir. Mesela bizde hem erkek hem kız çocukları daha özgürdürler. Kızlar ile erkekler bir eğlencede bir araya gelebilirler, bunda hiçbir sınırlama yoktur. Aileler kız olsun, erkek olsun çocuklarını rahatlıkla gönderirler. Bilirler ki o ortamda çocukları her zaman güvendedir. Hatta şöyle de olur, birbirini beğenen gençler, birbirleriyle ‘’Kaşen’’ olur. Kaşenin Türkçe anlamı sevgili demek. Şaka olsa da kaşen, ciddi olsa da kaşen anlamına gelir. Eğlence bittikten sonra bir evde toplanırlar veya bir alanda toplanırlar. Bu toplantıya da ‘’Zekes’’ adı verilir. Ama bunların hepsinin başında bir büyük vardır. Bunun neticesi kızlar ve erkeklerin birbirlerini tanıyıp, daha sağlıklı bir evlilik yapmalarını sağlıyor. Cenazelerde farklı, düğünlerde farklı, toplumsal davranışlarda farklı uygulanan adetlerimiz var.

4. Türkiye’deki Çerkes nüfusu ne kadar? Çerkesler ülkemizin nerelerine yerleşmişlerdir ve aralarında iletişim sürüyor mu?

Osmanlı topraklarına yerleşim olayını Osmanlı’da Muhacirin-i İslami Komisyonu Alisi organize etti. Çerkesler toplu olarak yerleştirilmedi. Tampon sayabileceğimiz bölgelere yerleştirildi. Türkiye’de Adapazarı, Düzce, Balıkesir bölgesi İstanbul’dan Anadolu’yu ayıran bir hat; İç Anadolu’da Malatya, Sivas, Kayseri doğu bölgesi ile Anadolu bölgesini ayıran bir bölge. Bu anlamda Çerkesler tampon bölgelere yerleştirilmişler. Kurtuluş savaşına nüfus oranlarına göre en aktif katılan gurup Çerkeslerdir. Tarihlerinde hep sürgün yiyen Çerkesler Türkiye’yi son vatan olarak gördükleri için, bundan başka gidecek hiçbir yer olmadığı için bu anlamda vatanlarına sahip çıkmışlardır.

Türkiye’de ne kadar Çerkes nüfusu olduğu konusunda elimizde sağlıklı bir veri yok. Bunun 3 milyon ile 5 milyon arasında bir nüfus olacağını tahmin ediyoruz. İletişim konusuna gelince aramızda canlı bir iletişimimiz var. Özellikle dernekler aracılığıyla bu iletişim sağlanıyor. Kafkas Dernekleri Federasyonu var. Çerkes derneklerinin çoğu bu federasyona üyeler. Bir de artık sosyal medya var. Nerede bir etkinlik olacaksa paylaşım yapılıyor. Bu sayede bir iletişim sağlanmış oluyor. Biz Salihli Çerkesleri olarak yakın çevremizdeki bütün etkinliklere katılmaya çalışıyoruz. Salihli Çerkesleri olarak 19 kez Salihli’de Çerkes Pikniği etkinliği yaptık. Buna Salihli dışından Çerkesler de katıldılar. Hatta Kafkasya’dan, Adıgey Cumhuriyeti’nden bir ekip de etkinliğimize katıldı. O dönem belediyenin de katkılarıyla onları Salihli’de ağırladık.

5. Atayurdu ziyaret ettiniz mi? Ziyaret ettiyseniz izlenimlerinizi paylaşır mısınız?

Anavatandan ayrılanlar için şöyle bir ifade kullanılır. Birinci kuşak unutmaya çalışır, ikinci kuşak yerleşmeye çalışır, üçüncü kuşak da vatanını bulmaya çalışırmış. Ben buraya yerleşenlerden üçüncü kuşağım. 2012 yılında Salihli’den 10 kişilik bir akraba gurubu Kafkasya’ya gittik. Orada Çerkeslerin bir ülkesi var, Adıgey Cumhuriyeti. Küçük bir ülke nüfusu o zaman için 600 bin civarındaydı. Bu 600 bin nüfusun 200 bini Çerkes, kalanları Rus ağırlıklı. Ama şöyle özel bir uygulama var. Rusya federasyonu anayasasına göre, Rusya federasyonu bu toprakları Çerkeslerin toprağı olarak kabul ediyor. Cumhurbaşkanı Çerkes olmak zorunda. 54 tane milletvekili var. 54 milletvekilinin de 27’si Çerkes olmak zorunda. Ana dil Çerkesçe ve Rusça. Ama emniyet gücü, yani Polis anlamında idare tamamen Ruslarda. Ama Cumhurbaşkanı, belediye başkanı Çerkeslerden. Biz o zaman belediye başkan yardımcısını ziyaret ettik. Milli Eğitim Bakan Yardımcısı’nı ziyaret ettik. Bizim için çok duygu yüklü ziyaretler oldu. Akrabalarımızı bulduk. Çerkeslik bir üst kimlik, bunun altında alt kimlikler var. Bizim alt kimliğimiz Şapsığ boyu diyoruz ama bu boy ifadesi orada yerleşim yeri olarak kullanılıyor. Yani Şapsığların oturduğu bölgeye verilen isim. Birde aile isimleri var, bugünün soy isimleri gibi düşünelim. Orada ailelere verilen isimler var. Bu isimler sayesinde oradaki akrabalarımızı bulduk. Mesela bizim aile ismimiz Şevcen. Türkiye’nin değişik bölgelerine yerleşmiş Şevcenler ile biz akraba olduğumuzu anlıyoruz. Orada 10 gün kaldık hem şehrin ileri gelenleriyle görüştük hem akrabalarımızla görüştük hem de turistik bir gezi oldu.

6. Türkiye’deki ve Salihli’deki Çerkesler herhangi bir dernek çatısı altında faaliyet gösteriyorlar mı?

Türkiye’deki derneklerden en önde gelen Kafkas Dernekleri Federasyonu var. Başka federasyonlar da var ama en kalabalık ve güçlü olanı Kafkas Dernekleri Federasyonu. Ben de Kafkas Dernekleri Federasyonu Salihli temsilcisiyim. Bizim Salihli’de bir derneğimiz yok ama sonuçta hepimiz birbirimizi tanıyoruz. Salihli Çerkesleri olarak Facebook sayfamız var, Whatsapp gurubumuz var. Herhangi bir etkinlik veya duyuru yapacağımız zaman buralardan duyuruyoruz. Salihli’de de bir Thamade gurubu oluyor. Teknoloji sayesinde ayrıca bir dernek ihtiyacımız olmadı. Adı konmamış bir derneğimiz var.

7. Büyüklerinizden duyduğunuz kadarıyla sürgün dönemi ne gibi sıkıntılar yaşanmış?

Bizim adetlerimizde büyükler ile küçükler pek yan yana gelmezler. Mesela bir yerde toplanıldığında büyükler bize hâl hatır sorduktan sonra bizim yanımızdan ayrılırlar. Kendi guruplarına bizi dahil etmezler. Bu yüzden bizde kuşaktan kuşağa bilgi aktarımı çok az olmuştur. Bir yandan da yaşanmış kötü olayları büyükler küçüklere özellikle anlatmamışlar. Ama yaşlı kadınlar bazı yaşanmışlıkları anlatırlardı. Bana bazı şeyleri annemin halası anlattı.

Onlar Selanik, Serez’de oturuyorlardı. Orada ekonomik durumları son derece iyiymiş. O zaman atçılık, at besleme yapıyorlarmış. Onlar göçerken altınlarımızı hep yorganlarımızın, yastıklarımızın içine sakladık. Yola çıktıklarında Yunan askerleri durdurmuşlar. Dedemi yakalayıp süngüyü dayamışlar öldürürüz diyerek ya paranızı ya da canınızı demişler. Yorganları, yastıkları yırtıp içinde ne kadar para varsa, altın varsa vermek zorunda kalmışlar. Halam, ben o kadar çok ağladım ki benim hatırıma abimi öldürmediler diyor. Bunlar benim ulaşabildiğim bilgiler. Tabi Karadeniz’in bizde ayrı bir özelliği var. Karadeniz yoluyla göç edenler aç, susuz, bir kısmı hasta yola çıkmak zorunda kalıyorlar. Düşünün 1,5 milyon kişi sürgüne maruz kalıyor. Bunun 500 bini yollarda ölüyor. Ölen insanları, ölen çocukları Karadeniz’e atmak zorunda kalıyorlar. Çerkesler uzun süre Karadeniz’den balık yememişler. Karadeniz en çok Çerkeslere karadır.

8. İlginç bir anınızı okuyucumuz ile paylaşır mısınız?

Üniversiteye gittiğimiz ilk yıllarda yemekhanede sıraya girdim, yemek aldım. Masaya oturdum. Sonra birisi geldi bana sen Çerkes misin? Diye sordu. Niye sordunuz dedim? Senin davranışlarından Çerkes olduğunu anladım dedi. Demek ki ailemiz bir takım örf ve adetlerimizi bende içselleştirmiş. Mesela bizde misafir geldiğinde ayağı kalkılır, gideceği zaman muhakkak kapıya kadar eşlik edilerek uğurlanır. Hatta atasözümüz vardır. Seni kapısına kadar uğurlamayanın evine gitme derler. Bu benim açımdan çok hoş oldu, demek ki davranışlarımıza yansımış.

9. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Şunu söylemek isterim. Biz Çerkesler Türkiye bahçesinin çok renkli çiçekleriyiz. Kendimizi öyle görüyoruz. Dilimizin, kültürümüzün yaşamasını istiyoruz. Sizin yaptığınız bu tanıtım etkinlikleri bizi çok mutlu ediyor. Bunları herkes bilsin istiyoruz. Kültürün, dilin yaşaması ancak devlet desteğiyle olabilecek olaylar. Bu nedenle hem iktidarda bulunan hem de muhalefetteki partilerden Türkiye’deki Çerkes kültürünün, Çerkes dilinin yaşaması için destek bekliyoruz.

Editör’den : İnsanlık Suçu

Bundan tam 157 yıl önce anavatanlarından sürgün edilen Çerkesler aradan bunca yıl geçmesine rağmen, atalarının çektiği acıları unutamamışlar. Belli ki dünya var oldukça da unutamayacaklar. Çektirilen o acılar bir ‘’İnsanlık suçu’’ olarak tarih sahnesindeki yerini almış. Çerkesler bu acıları sinelerinin derinliklerinde gerçek anlamda hissediyorlar.

Bu öyle bir sürgün ki binlerce insan yollarda can vermiş. Karadeniz binlerce Çerkes’e bağrını açmış; sürgün esnasında vefat eden Çerkeslere mezar olmuş. Çarlık Rusya’sı tarihçi Kemal Karpat’ın tahminine göre 1,5 milyon Çerkes’i öz vatanlarından sürerek büyük bir insanlık suçu işlemiştir. Bülent bey bu yaşananları anlatırken duygulu anlar yaşadı, bir ara gözleri doldu.

Çerkesler böyle acıların yaşanmaması dileğiyle o günleri anıyorlar. Bir daha böyle günler yaşamamak ve genç kuşaklara bu günleri anlatmak ve unutturmamak için etkinlikler yapıyorlar. Her yılın 21 Mayıs’ı yas günüdür.

 

Çerkesler için gidebilecekleri yer; geleneklerini bildikleri, aynı dine mensup oldukları Osmanlı topraklarıydı. O günlerin koşullarını Trabzon Rus konsolosluğu belgeleri şöyle anlatıyor. ‘’Türkiye’ye gitmek üzere Batum’a 70 Bin Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon’a çıkarılan24 Bin 700 kişiden ise şimdiye kadar 19 Bini öldü. Samsun limanına gelen 110 Bin kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor.’’ Evet; bu sürgün Çerkesler için bir yıkım olmuş, kıyamete kadar unutamayacakları acılar bırakmış ne yazık ki.

Türkiye’ye yerleşen Çerkes boylarının yoğun olduğu bölgeler aşağıdaki gibidir.

· Abzehler: Samsun, Sinop, Tokat, Afyonkarahisar, Balıkesir, Sakarya

· Şapsığlar: Samsun, Balıkesir, Afyonkarahisar, Bolu, Aydın, Sakarya, Bursa, Manisa

· Ubıhlar: Balıkesir, Bolu, Sakarya, Samsun, Ordu

· Bjeduğlar: Çanakkale (Biga ilçesi yöresi), Afyonkarahisar

· Hatukuaylar: Kayseri, Bilecik

· Çemguylar: Düzce, Bilecik

· Mehoşlar: Samsun (Alaçam ilçesi)

· Kabardeyler: Kayseri, Tokat, Sivas, Kahramanmaraş

· Besleneyler: Çorum,

Bülent Bey; ‘’Biz kendimizi Türkiye bahçesinin birer renkli çiçekleri olarak görüyoruz’’ diyor. Türkiye gerçekten değişik kültür çiçeklerinin bir arada bulunduğu bir bahçe konumunda. Her çiçeğin rengi, görüntüsü, kokusu kendine özel. Bu büyük ve güzel bahçemizin kıymetini bilelim. Güzel ülkemizde Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkesiyle vb. hep birlikte kardeşçe yaşayalım. Çünkü başka Türkiye yok. Haftaya görüşmek dileğiyle hoşça kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir