Köşe Yazısı

Bilmem hatırlar mısın?

“Tanpınar, Haşim için “hayatı
kasten daraltırdı” der.
Rasih Hocam da hayatı kasten
daraltanlardandı. Kendini dış âleme fazla
açmazdı. Hayatı daha derin, yoğun,
nitelikli yaşamak, “an”larını genişletmek
için yapardı bunu.
Kendisini eğitime öğrencilerine
adamıştı.
Hayatı evle okul arasında
geçerdi. Fakülte’deki odası dünyadan
genişti. Aydınlıktı. Kitaplığı nizamiydi.
Boş zamanlarımızda şehri keşfe
çıkardık. Akarsu Eczanesi, Halıkent
Müstakil Bölge Gazetesi, Terzi Nuri’nin
mekânı, İzmir Kitap Fuarı, Fakülte
Kütüphanesi önemli duraklarımız
arasındaydı. Bu nezih mekanlarda
dostlarla muhabbet; kültür, sanat, kitap,
hayat üzerineydi hep.

xxx

Onun “Akıncılar Şehri Demirci”
kitabına getirmek istiyorum sözü.
Bu güzel çalışma, aslında, “her
satrını paylaştığım sevgili dost…”
imzasıyla, Temmuz’da ulaşmıştı elime.
Bir solukta okumuş, tanıtmalıyım
bunu demiştim.
Aradan çok zaman geçti.
Olmadı.
Her şeyin bir vakti saati var denir
ya, demek bugüneymiş.

xxx

İnsan yaşadığı yere benzer der
Edip Cansever, o yerin suyuna, o yerin
toprağına … diye, devam eder.
Bence karşılıklıdır benzeşme,
birlikte yoğurulurlar.
“Nâgehân ol şâra vardım ol şârı
yapılır gördüm
Ben dahi bile yapıldım taş u
toprak arasında”
Çalışma içten bir anlatı.
“Akıncılar Şehri Demirci”
kitabıyla yazarı arasındaki bağ da böyle
bir bağ.
Şehrin belleğinde, kılcallarında,
beyin kıvrımlarında rahtlıkla
dolaşabiliyorsunuz.

xxx

Eser, Saruhanoğulları’ndan
günümüze farklı zaman ve mekanlarda
gezintiye çıkarıyor okuru.
Şehirin nevi şahsına munhasır
kültürel kodlarını, kimliğini çözmeye davet
ediyor.
İlginç olaylar ve portrelerle
tanıştırıyor.
Akıncılar destanını, türkülerini,
lakaplarını, yangın ve depremlerini, özel
güzel insanlarını, tasavvufi atmosferini,
zengin mutfağını, geleneksel halıcılığını,
eğitim şehri olma sürecini, çocuk
oyunlarını yaşıyorsunuz adeta.
Son kısımdaki kaynakça ise, şehir
üzerine farklı çalışmalar yapmak isteyenler
için bir hazine değerinde.
Önsözde de ifade edildiği gibi
anlatı, kuru bir makale edasından
çıkarılmaya çalışılmış.
Akademisyenler akademik dilden
vaz geçmeyi doğru bulmazlar pek.
Akademik çalışmalar için bu kaygı elbette
doğrudur.
Ancak, akademik eserlerin okuru
az olup, uzmanlıkla sınırlıdır.
Bilindiği gibi, üniversitelerin “bilgiyi
üretme” kadar, onu “aktarma fonksiyonu”
da var
Bilginin öğrenciye, topluma
transfer edilmesinde, özellikle topluma
iletilmesinde akademik dilden uzak durup,
farklı ifade formları ve yöntemler
kullanmak gerekiyor.
Bu anlamda yazarın, çalışmayı
daha özgür bir form olan denemeye
yaklaştırması kanımca gayet yerinde
olmuştur.
Ağır, sıkıcı konular bile geniş
kitlelerce zevkle okunabilir hale gelmiştir

xxx

Konya Alaeddin Tepesi’nde, Bursa
Koza Han’da demli çaylar eşliğinde
okuduğum “Beş Şehir’in herkesce sevilip
okunmasının sırrı bu büyülü yöntem değil
midir?
Akıncılar Şehri Demirci’yi,
Demirci dışında okudum.
“Yavaş şehir” olmaya aday bu
şehirde, benzer bir mekân bulabilir miydim,
emin değilim.
Çok şey kaybolmuş. Mazisi yanık
yıkık.
Bununla birlikte, kaybedilenlere
ağıt yakmıyor kitap.
Ama okuru hüzünlendiriyor.
Bazı kayıpların müsebbibleri de
inceden iğneleniyor

xxx

Şehre küstü Mahallesi, Kıran
Kütüphanesi gibi şehirin mekansal büyüme
ve kuruluş hatıraları taşıyan anlatıları,
benim de yakından tanıdığım, Terzi Nuri,
Helvacı İhsan Amca, Dr. Mesut Ersönmez,
Sucu Yusuf, Naht ustası Selami Erfidan ve
Ahmet Şerif İzgören gibi kült kişilikleri
defalarca okudum.
Her birisi, nevi şahsına münhasır,
şehirle özdeşleşmiş kişiler.
Yunus Emre’mizi Türk ve dünya
edebiyatına tanıtan, cumhuriyet gençliğine
sevdiren Burhan Toprak bölümünü
okuyunca, kala kaldım. Onu yeterince
tanımadığımı fark ettim.
Sahi şehir tanıyor mu bu
cumhuriyet aydınını, emin değilim…

xxx

Fakülte’nin varlığı, Akıncılar
Bölgesi’nin merkezi olması dolayısıyla
şehire dair birçok akademik yayın, amatör
çalışma ortaya çıkmıştı.
Demirci Belediyesi kültür
hizmetleri yayınları arasında neşredilen,
“Akıncılar Şehri Demirci” de kent kitaplığı
arasında yerini almış oldu.
Yazarın, Halıkent Müstakil Bölge
Gazetesi’nden İlknur Bursalı’ya verdiği
söyleşiden anladığım kadarıyla, eser, yeni
baskısında çok daha farklı konularla
merhaba diyecek okura.
Yıllar önce okuduğum “Gavuryeri
Tarlası” romanına konu olmuş, gizemli bir
dağ aracı olan “cib”i ve 19. asır köy
camiileri’nde gerçekleşen, “kalem işi
bezemeli resimleri” de şehir kimliğinin bir
parçası olarak yeni baskılarda görmek arzu
ettiğimi belirmek isterim.
Bu duygu ve düşüncelerle kadim
dostum Rasih Erkul’u yeni eseri dolayısıyla
tebrik eder, çalışmalarının devamını
dilerim.

One Reply to “Bilmem hatırlar mısın?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir