Uncategorized

AB/I HAYAT

Ne güzel bir ülkede yaşıyoruz, her yer yemyeşil, dağlardan
şırıl şırıl akan, ucu bucağı olmayan nehirler ve göller…

Yaşamın olmazsa olmazı suyu düşününce, yokluğunu da bir
o denli düşünmek istemiyor insan.

Sabah kalkınca yüzünü yıkamaya bir damla su
bulamadığını bir düşünsene! Bedenin hararetten yanmış,
dilin damağın kurumuş ve içmeye bir damla suyun yok.

Kuraklık, ”arzın talebi karşılayamaması” durumu olarak
şiddet ve etkisi yönünden, doğal afetlerin başında yer alır.
Doğada hiçbir canlı su olmadan yaşamını sürdüremez.

Gün içerisinde vücudumuzun kaybettiği suyu geri
kazanmanın en sağlıklı yolu da yine suyun kendisidir.
Sadece insanların değil, doğal var oluşun olmazsa
olmazıdır.

Toprak yeterince sulanmazsa küser, kısır bir döngü
başlar, ne çiçek açar ne böcek konar ne ağaçlar yeşerir.
Başlayan kuraklık kıtlık demektir.

Bir damlası altından kıymetli olan suyu ne kadar doğru
kullanıyoruz?

Teknolojinin ileri olduğu bir dönemde yaşadığımızdan,
tarım alanlarının sulanmasında damlama ve buna benzer
yöntemlerin kullanılması, kuraklığı önlemede suyun doğru
kullanılmasına önemli örnektir.

İnsan vücuduna faydası saymakla bitmez. Su nefes
almaktır, haya organları koruyarak yastık görevini üstlenir.
Tüm hücrelere besin ve oksijen taşır. İnsan vücudundaki
zararlı maddeleri dışarı atarak bir nevi temizlik rolünü
üstlenir.

Nüfusun hızlı arşı, buna karşılık su kaynaklarının giderek
yetersizleşmesi, suyun haya önemini daha da
belirginleştirmektedir. Buna, mevsimlerin kurak geçmesi
de etkendir. Her yıl milyonlarca çocuk ve yetişkin,
uygunsuz su kullanımına bağlı kötü hijyenik koşullar
neticesinde yaşanan sağlık sorunları nedeniyle
kaybedilmektedir.

Şunu unutmayalım, doğa yeniden su üretmiyor, geri
dönüşen su, milyonlarca yıl önceki suyun ta kendisidir. Su
içmeden ne kadar süre dayanabilirim, hiç düşünüyor
muyuz? Ben düşünmek bile istemiyorum. Su yaşamın en
temel ihyacı olduğu için çeşmeyi açınca akıp gidenin , ne
kadar değerli bir yaşam kaynağının tükenişi de olduğunu
düşünmek zorunda kalacağımız günlere, gelmek üzeriz

Bireyler olarak, suyu tasarruflu kullanma bilincini geliştirip,
kaybolan doğal serveti korumamız gerekmektedir. Asıl
sorun, kuraklıktan ziyade insanların su tüketimini
bilinçsizce önemsememesinden kaynaklanmaktadır.

Sevgisizlikten kurumuş, çöle dönmüş yüreklere su
serpmektir bir damla su. Suyun toprakla kavuştuğu an
yayılan koku, ölümü harlar insana. Mis gibi toprak
kokusunu çekmek isteriz içimize. İnsan da ölünce toprakla
buluşur ve onda çözünür, tıpkı suyun toprakla kavuşup
çözündüğü gibi.

Su, yaşamın ta kendisidir, onsuz var oluş düşünülemez.
Ana rahminde su için de başlayan hayat, bir ömür yaşam
için gerekli en temel ihtiyacıdır bütün canlıların. Hayan
her yerinde her anında olmazsa olmazımızdır. İnsan ruhu
da su gibi olmalı, dupduru, bu yanından bakıldığında öte
yanı görünen su bardağı gibi. Yüzüne bakınca içi görülen
kişinin yüreğinde kötülüğe nasıl rastlanabilir ki? Sürahideki
su gibi olmalı insan, içi dışı bir, ruhu okunmalı.

İnsanın doğası da suya benzer, girdiği kabın şeklini alır.
Doğada susuzluğun artması gibi, insan olarak duygularımız,
vicdanımız da çoraklaşıyor, giderek kendimizi çöle
döndürüyoruz. Bir çoğumuzun da yüreği, yeşertemediği
duygularla, bitki örtüsünün oluşmadığı doğa gibi,
kuraklaşıyor.

Susuzluktan içi yanmış birine bir bardak su verdiğinde
aldığın cevap ömre bedel olur. “Su gibi aziz ol , su gibi
ömrün olsun.” O kadar ömrümüzün olması mümkün değil
tabii ki. Bir damla gözyaşımızı nasıl gerekmedikçe
akıtmıyorsak, bir damla suyu da gerektiği gibi harcayarak
yaşamın tadına varalım. Su gibi akıp giden ömrün kıymetini
bilerek, ruhumuzu kuraklıktan koruyalım.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir